Allah kimseyi Merkel gibi annenin kucağına oturtmasın
Adı kır kendisi yeşil olan Kırşehir´in güzel görüntüsünü hep beraber el birliği ile nasıl değiştirdik ve gerçekten yaşanmaz bir köy haline nasıl getirdik iftiharla öğünülecek bir durum. Acayip yapı ve imar planlarıyla, balkondan balkona atlanan yapıların içerisinde oturanların komşu ilişkileri gayet iyi.
Acayip yapı ve imar planlarıyla, balkondan balkona atlanan yapıların içerisinde oturanların komşu ilişkileri gayet iyi. Zaten apartmanlarda oturanlar hepsi bir aileymiş gibi iç içe yaşıyorlar.
Kırşehir’in değişik semtlerinde TOKİ´nin yaptığı bilhassa Bağbaşı Mahallesi’ndeki yapıların, bu işin nasıl yapılacağını bir nebze göstermiş oldu, kendisini mühendis sananlara tabi görüp de ibret alan olursa.
Son çıkarılan yasayla yeni yapılacak olan binaların park yeri veya garaj yapma zorunluluğu şart koşulurken, Belediye’nin dar olan gelir kaynağını genişletmek için imar planında değişiklikler yaparak veya yaptırılarak yasanın ihlal edildiğini yazmak ve söylemenin, Kırşehir’de yaşayan herkesin hakkı olduğunu düşünüyorum.
Caddelerin her iki tarafına park eden arabalar sayesinde yayalar, işgal edilmeyen kaldırımlarda ve caddelerde nasıl yürüneceğini bilmeyen yayalara, belediyeler öğretim kursu açsalar yararlı olur kanaatindeyim.
Kendilerini yazar zanneden makale karalayıcıları, kalkmış divitin ucunda bal damlayan methiyeler, kendisini idareci zanneden makam sahiplerinin omuzlarını vinçle yukarı çeker gibi kaldırmaları gayet hoşlarına giderken, hafif bir yağmur çiselemesinin Ankara ve Terme caddelerini Donau Kanalı’na döndürmesi, kalkan omuzları aşağıya indirmeye yetmiyor.
450-500 bin liraya satılan daireleriyle, Tarabya kıyılarındaki villa sahiplerini kıskandıran Kırşehir´imizin alt yapısı, Afrika’nın geri kalmış ülkelerini de kıskandıracak seviyede ve düzeyde olması ayrı bir gurur kaynağı.
Şehrin eşraflarından ……..bağışlarıyla yapılan Müftülük binası, bir ihtiyacı karşılarken, görgüsüz kipti kaynananın gümüş dişleri gibi, çarpık yapıların arasında ayrı bir çirkinlik arz etmiş ve sırıtmış. İyi bir gelir kaynağı veya büyük bir ihtiyacı karşılayacak olan park veya garajın unutulması, önemli bir eksikliği yeni binanın. Şadırvan üzerine oturtulan minyatür minaresi, yirmi beş yaşındaki ilkokul çocuklarının döş cebine kakıştırdığı kamış divite benzemekle beraber sık olduğunu söylemek lazım.
Her şeyi herkesten daha iyi bilen geçmiş idarecilerin hatalarını belki düzeltir diye ümitlendiğimiz Belediye Başkanı Yaşar Bahçeci de inşallah bizi hayal kırıklığına uğratmaz. Yeni yapılacak hizmet binalarının, stadyumu başka tarafa kaldırarak herkesin kolaylıkla ulaşabileceği stadın yerine yapılması ve hatta Valilik binasının da sığabileceği düşünülürse, Bahçeci’nin bu memlekete bırakacağı en büyük eserlerden olacağını unutmamalı.
Bazı engellerin olduğunu duyuyor ve biliyoruz fakat bir kaç rantçıdan Kırşehir halkının daha büyük olduğunun, düşünülmesini bekleriz.
“Çılgın Proje” olarak değerlendirilir fakat belediyeye büyük para kaynağı yaratacak ve çirkin bir görüntüyü ortadan kaldıracak bir girişim olur (Kale’nin kaldırılması) üzerinde bulunan caminin, yapılan yapının üzerine yerleştirilmesi mümkün. Bakımı zor olan kalenin yerine yapılacak çarşılar ve dükkânlardan gelecek kiralar belediyenin büyük ölçüde dışarıya el açmasını önlediği gibi, çözümü zor olan park sorununu da çözer ve iyi bir gelir kaynağı yaratılmış olur. Kırşehir’in problemleri diğer şehirlerimizden pek farklı değil. Şehir idareleri de fazla eleştiriyi pek sevmedikleri için mevcut problemleri problem yapadursunlar. Biz oraları onlara bırakarak şöyle dünyada neler oluyor onlara bir göz atalım.
Türkiye kendi içinde partilerin birbirleriyle el ense çekişirken dünyada çok önemli gelişmeler cereyan ediyor. Bilhassa Ortadoğu’da ve dünyada dengeleri değiştirecek ve çok önemli komşumuz İran 2500 yıllık geçmişinde devlet adamlığının nasıl olacağını gösterdi ve kendisine uygulanan ambargoyu kaldırttı.
Karşılıklı tavizler ve ödünler verildiği kesin, fakat iki tarafında çıkarları olduğu da kesin. Türkiye’nindi çok önemli rollerinin olabileceği coğrafyada inisiyatifi eline aldı gibi görünüyor İran. Türk siyasetçileri, kendilerini ilgilendiren ince hesaplarla uğraşırken zaten başarısız olduğu dış siyaseti tamamen ihmal etti.
Biz Sisi, Esat derken elin oğlu hasat dedi ve restini gösterdi. Çok önemli başka bir değişiklikte Yunanistan’ın kabadayı ve havalı sosyalist lideri başbakanı tetikleri havaya kaldırarak faşizmin sermayesine teslim oldu ve yelkenleri suya indirdi, aynı Osmanlı’ya uygulanan Düyun-u Umumiye benzeri anlaşmayla teslim bayrağını çekti. Borçla yaşamanın ve üretmeden tüketmenin ne olduğunu şimdi öğrenmeye çalışacak.
Şart olarak özelleştirmenin AB ülkeleri tarafından belirlenmesi ve özelleştirilen işletmelerin idaresi AB ülkeleri tarafından yürütülmesi, yani tam teslimiyet. Türkiye’nin yaptığı özelleştirme programları gibi ama yalnız Türkiye özelleştirmeyi yani satacağı tesisi kendisi belirliyordu, Yunanistan’ın özelleştirilecek tesislerinin belirlenmesi ve satılması AB´nin kontrolünde olacak. Bu uygulama bağımsız bir ülke için bayağı ağır sayılacak karar. Referanduma giderek ve de ret oyunu çoğunlukla sandıktan çıkartan Yunan başbakanı bir şeyi öğrenmiş oldu zannedersem, oda para kimde ise, idare ve komutada ondadır. Uluslararası ilişkiler dayılanma ve efelikle olmuyormuş. Yunan başbakanının bunu yolun basında öğrenmesi de bir şans.
Allah kimseyi Merkel gibi bir annenin kucağına oturtmasın, demek ki çıkar konusu araya girince annelik duyguları falan hikâye. Bütün okuyucuların bayramını kutlar nice nice bayramlar görmelerini dilerim.