Alışkanlıklar

Kırşehir eskiden bağ ve bostan bahçeleri arasında evleri olan küçük şirin bir kent idi. Kuş şakımalarından durulmazdı. Çocukluğumun bir kısmı Kayabaşı Mahallesinde bir kısmı Yenice Mahallesi'nde geçti. Yalnızca yaz tatillerinde memlekete gelen bir kuzenimin müthiş bir av merakı vardı. Küçük sapanı ile kuşların elinden kurtulması çok zordu. Kısa bir sürede serçe, güvercin gibi kuşları gözümün önünde avlardı. Birçoğu evde değerlense de bir kısmı da kedi payı olurdu kuşların. Kendisine nasıl becerdiğini sorduğumda aldığım yanıt kısaca şuydu. “Alışkanlık işte.”
Seçimlere az bir zaman kalmış ama hükümet uygulamalarını son hız sürdürüyor. Metal işçilerinin grevini milli güvenlik gerekçesi ile iki ay erteledi. Yetmedi iç güvenlik adı altında yeni yasal uygulamalar ile ülkeyi tamamen cendereye almanın taşlarını döşemeye çalışıyor. Alışkanlık işte. Buna derler alışkanlık.
Geçmişte bakan olarak ülkeye hizmetlerde bulunan Fikri Sağlar'ın “Daha ne diyeyim” makalesi ve benzer kimi makalelerden de alıntılar yapmak istiyorum. Umarım sıkılmadan okur ve değerlendirirsiniz.
Fikri Sağlar: “Bir kez daha diyorum ki; bu ülkede yaşayan tüm yurttaşların “can güvenliği yoktur!” Ama heyhat! Kimsenin umurunda bile değil!
***
Her vesileyle anlatmaya çalıştım. AKP iktidarının çıkardığı “Kentsel dönüşüm ve afet yasalarıyla” Türkiye'de yaşayan yurttaşlarımızın “mal güvenliği” de ortadan kalkmıştır. Devlet ve belediyeler, çıkarılan yasalarla bugün istedikleri bina, arazi, arsa üzerinde istediği tasarrufu yapabilecek konumdadır. Hatta, “acil istimlak” yetkisiyle haber vermeden malınıza el koyabilmektedir. Bu aşamada yargıya gitme hakkınız yoktur. Dolayısıyla şu anda, tapu sizin olabilir ama mal artık sizin değildir. Buna bile kimse “gık” demiyor. Oysa, “mal canın yongasıdır!..” diye bilirdim. “Malına zarar gelen kimse, canından bir parçası gidiyormuş gibi üzülür” diye düşünürdüm. Ama öyle değilmiş!
****
Yaşamsal değerleri olan “canını ve malını” korumakta direnmeyen, hukuk devleti olmakta ısrarlı olmayan ve nihayet, “eşitlik ve özgürlük talebinde” direnmeyenleri kolayca alt edebileceğini gören AKP, şimdi de daha ağır bir hedefe ulaşmaya çalışıyor.
AKP, “Diktatörlüğü (RTE tipi başkanlığı)” koruyacak ve ayakta tutacak yeni bir yasa getiriyor. Muhalefetin baskısı nedeniyle dün Meclis'te görüşülmesi ertelenen “İç Güvenlik Paketi”, esasta hukukun üstünlüğünü yok sayan ve yürütmenin (başkanın) yasama ile yargı erklerinin üzerinde olmasını sağlayan bir yapı oluşturuyor. “Tek adam rejiminin” aslında bir polis devletiyle yürüyebileceğini bilen AKP, bu paketle devleti, “hukuk devleti” olmaktan çıkarıyor.
****
Paket; vali, kaymakam ve polisi olağanüstü hal yetkileriyle donatıyor. Arama, gözaltına alma, dinleme ve takip yetkilerini hâkimden alarak polise veriyor. Polisin silah kullanma yetkisi artıyor. Savcıya haber vermeden kişiyi 48 saat gözaltında sorgulayabiliyor. Herkesin parmak ve damar izlerinin alınması zorunluluğunu getiriyor. Toplantı ve gösteri hakkının kullanılması zorlaşıyor. Cezası artıyor. Kısaca, uluslararası sözleşmeler ve anayasada güvenceye alınmış “kişi hak ve özgürlükleri” kısıtlanıyor. Paketin en vahim yanı, “gözaltındayken kişilerin sahip olduğu hakim ve savcı güvencesinin” ortadan kalkmasıdır. Ceza usul işlemlerinde yetkinin polise verilmesi, “hukukun dışına çıkıldığının” somut göstergesidir. Bu durum gözaltında işkence, kaybolma, yargısız infaz ve faili meçhullerin yolunun açılmasına sebep olacaktır. Anımsarsanız AKP, İç Güvenlik Paketi kadar vahim başka bir yasayı daha çıkarmıştı. MİT yasasıyla iktidar artık, tüm yurttaşların kişisel, mali ve sosyal bilgilerine ulaşabiliyor. Yurtiçi ve dışında operasyon yapabiliyor. Malvarlığına el koyabiliyor, dinliyor, tutuyor ve sorgusuz sualsiz meçhule alıp götürebiliyor.
Daha ne diyeyim!
Ey yurttaşlar!.. Bu dönemde hiçbir güvenceniz kalmadı çünkü “makul şüphe” yetkisi rejimin eline geçti. Canınızın da, malınızın da, (varsa) paranızın da güvencesi tek adamın iki dudağı arasında. Sizi artık hukuk da koruyamaz. Ya uyanacak, şahlanarak 2015 seçimlerinde “AKP'ye yeter” diyeceksiniz. Ya da her zaman yaptığınız gibi, bir abi bulup ona biat edeceksiniz. Seçim sizin!”
G. Bedeloğlu: “Demokratik her eylemi kriminalize eden, yükselen her muhalif sesi darbeci diye susturmak isteyen; bunun için polisin silahına, yargının bağımlılığına, valinin dostluğuna güvenen iktidarın çizdiği ve inanmamızı istediği tablo şu: ortada, güvenliği için özgürlüklerinden vazgeçmeye hazır, inim inim inleyen bir halk var. Bu yalan, yenemeyecek kadar çiğ. Zira, çocuklarımızı öldüren polislerin korunup kollandığı 'adalet saraylarının' önünde yediğimiz gaz taptaze genzimizde. Adalet için karşısında durduğumuz hâkimin savcının, sonu önceden belli olan duruşmada sıkılıp uyuması gözümüzün önünde. Tabutu bedeninden ağır çeken Berkin'in acıdan yanmış anasının meydanlarda yuhalatılması aklımızda. AKP'nin sömürü düzeninin en acı örneğinden biri olan Soma'da yurttaşa atılan tekme böğrümüzde. Açlıktan anası ağlayan çiftçiye, “ananı da al git” diyen ses kulaklarımızda.
***
Hasılı, halkın arasına, yüzlerce koruma olmadan giremeyenlerin halk adına hazırladıklarını söyledikleri güvenlik paketinde, demokratik ülkelerde eşi benzeri görülmemiş ölçüde polisin yetkileri artırılıyor. Keyfe göre fişleme, dinleme, gözaltı yapmakla birlikte; polis şiddeti konusunda halihazırda çok ciddi sabıkaya sahip olan Türkiye'de, polisin toplumsal olaylarda silah kullanma yetkisini artıran hüküm, katliamları meşrulaştırdığı gibi, bu konuda süren davaların da seyrini etkileyecek şekilde. Bu düzenleme, çocuk öldürmek için yasaya ihtiyacı olmayanlara yasal zemin hazırlıyor. Devlet, polisine “Çek vur, ben seni koruyacağım” diye güvence veriyor. Sokağa çıkanı, itiraz edeni, katli vacip sınıfına sokan bu güvenlik yalanının asıl amacının toplumsal muhalefeti önlemek ve totalitarizme giden yolda, demokratik her engeli ortadan kaldırmak olduğu çok açık. Zulmün de, dolayısıyla korkunun da kime ait olduğu ortada. Gezi, kirli bir dostluğun; Kobane, barış sürecindeki samimiyetsizliğin ve mezhepçi bir tutumla, vahşi İslami çetelere verilen desteğin deşifresiydi. Sokaktan yükselen hak ve adalet talebinin yıkıcı etkisi, İç Güvenlik Paketi'yle bertaraf edilmek isteniyor. Dert bu, telaş bu.”
Hüsnü Arkan: “Türkiye'nin siyasi iklimi, bugünlerde hızla devenin nalı burcuna giriyor…
Öyle görünüyor ki, kıdem tazminatlarının fonlara devri, Erdoğan başkanlığındaki Davutoğlu hükümetine nasip olacak…
Evren'in darbe kanunlarının baskı çıtasını yükseltmek de aynı hükümete nasip olacak…
İç Güvenlik Paketi, kanunsuz grev ertelemeleri, iş güvenliği denetiminin sıfırlanması.
Bütün bunlar hep nasip…
*
Gazdan korunmak için ağzını burnunu kapatana dört yıl…
Cebinde sapan taşıyan çocuğa iki yıl… İdarî amirleri savcı ve yargıç konumuna getiren hukuki kovuşturma yetkisi… Patronlara taşeron güvencesi, çalışanlara üçün biri…
*
12 Eylül sonrasına mı dönmek istiyordunuz?
Buyrun… Döndünüz.”
Bir gazete haberi: “Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu katıldığı bir panelin ardından basın mensuplarının sorularını yanıtladı.
Anayasa'ya aykırı uygulamalar istemiyoruz. Almanya'da, Fransa'da, Amerika'da insan hakları için tanınan yetkiler neyse aynısını Türkiye'de istiyoruz" dedi.
Kılıçdaroğlu, bank asya ile ilgili olarak "Hiç kimsenin Türkiye'de can ve mal güvenliği yoktur. Herkesin bunu bilmesi lazım. Bank Asya bunların tipik bir örneğidir mal güvenliği ile ilgili... 12 yaşında çocuğun öldürülmesi can güvenliğiyle ilgili" diye konuştu.
Kılıçdaroğlu, ÖDP ile ittifak sorusuna ise "ÖDP'nin sayın genel başkanının düşüncelerini bende okudum. Bir düşüncedir. Böyle bir şey yok." yanıtını verdi.”
Korkut Boratav: “Türkiye sosyalistlerinin o kervana katılmaması lazım. Bana göre en doğru seçeneği Alper Taş söyledi. Sosyalistler, CHP ve HDP'nin seçimlerde bir muhalefet cephesi kurması lazım. Çözüm yolu budur. CHP'nin şoven, MHP 'ye yatkın olan söylemini kontrol altına alması, ilaveten laik, aydınlanmacı pozisyonu da açıkça, ilkeli olarak benimsemesi lazım. Kürt hareketinin de Türkiye'nin Cumhuriyet değerleri dediğimiz duyarlılıklarına saygı göstermesi lazım. Ama bu kısa vadeli bir ütopyadır. İnsanlar bunu öğrenecekler, fakat AKP'nin hakimiyetini anayasal sistemle pekiştirme hevesini kazasız atlatabilirsek tabii. Getirilen mevzuat ile Nazi türü bir rejim hayata geçirilebilecektir. PolisyargıMİT üçlüsünün sınırsız yetkilerle hakim olduğu, aynı yörüngeye girmiş olan jandarmanın da dahil olduğu bir düzen. Bu düzen gelirse Türkiye solu için sözünü ettiğimiz ütopya çok ileri bir tarihe atılmış olur. Ama AKP bunu sağlayamazsa, Türkiye'nin direnme odakları; veya yeni bir muhalefet dalgası bunu önlerse o formül işleyebilir.”
Birgün: “''ÖDP'ye çok yakın kaynaklardan aldığım bilgilere göre, Alper Taş, seçim ittifakını HDP ile yapacaklarını kamuoyuna duyuracak. Bu kararın Birleşik Haziran Hareketi'ne nasıl yansıyacağı, bu hareketin bileşenlerinin ÖDP'ye destek verip vermeyeceği henüz belirsiz'' ifadelerinin kullanıldığı haberi yalanlayan Taş, "Şuan 13 Şubat'ta yapılacak boykota odaklanmış durumdayız. Boykottan sonra HDP ile ittifakı açıklayacağım doğru değil" dedi.
Taş, "Eylemden sonra Birleşik Haziran Hareketi Meclisleri toplanacak ve seçim sürecine ilişkin değerlendirmelerini yapacak. Parti olarak Haziran dışında bir karar aldığımız doğru değil" ifadelerini kullandı.
Bekir Coşkun: “Çekilin bari Meclis'ten…
Sanki orada demokrasi varmış gibi muhalefet rolünü oynamak yerine, faşizmi kaderi ile baş başa bırakıp çıkın sokağa…
Şurada seçimlere dört ay kaldı…
Dört ay maaş almazsanız canınız çıkmaz…
*
Zorbanın demokrasi oyununda fotoğraf tamamlayıcısı olup, bu yasanın çıkmasına izin verirseniz…
O boyalı su size de bulaşır…
Her can yandıkça, her ana ağladıkça, her genç vuruldukça…
Yüzünüzdeki boya ile dolanırsınız…”
Alper Taş'ın “Sosyalistler, Halkın Demokrasi Partisi ve Cumhuriyet Halk Partisi” seçim ittifakı yapmalıdır mealindeki bir gazete söyleşisi ve ardından Taş ve Kılıçdaroğlu görüşmesinin basında yankılanması sonrası bir çok denklem kuruluyor. Ancak kurulan denklemlerden ve verilen yanıtlardan pek umutlu değilim.
Demek daha suyun dibini görmemişiz. Herkesin kendi kırmızı çizgileri ile çizilmiş kendi doğruları olduğu görülüyor. Herkes küçük olsun benim olsun mantığı güdüyor. Herkes yaptığı açık veya gizli görüşmesini tabanına açıklamaktan çekiniyor. Sol olmaktan sola yanaşmaktan halkın çıkarları için sollaşmaktan başka çıkar yol görünmüyor aslında. Ancak ne söylenirse söylensin siyasette arzu edilenler her zaman gerçekleşmiyor.
Sağ oylar bir şekli ile her seçimde gideceği güçlü sağ partiye doğru meyilleşiyor bileşik kaplar örneğindeki gibi yapacağını yapıyor. Soldan aynı şey beklemek en büyük yanlıştır. Sol illaki tartışıp ilkeli olmak ister. Yunanistan Syrıza'sı liberal bir sağ parti ile koalisyon kurmakta imtina etmedi ama.
Oysa Syrıza, Aleksis Tsipras'ın Synaspismos partisinin öncülüğünde kurulmuş kendi içinde radikal sol bir koalisyondur. 2001 yılından beri süren yükselişini hükümeti kurarak taçlandırmıştır. Kendisini biraz solda gören oluşumlar yan yana gelip bir baraj oluşturmazlar ise bir daha ki seçimde esameleri de okunmayacak, bu da biline...
Alışkanlık işte, sosyal demokratlar muhalefet de kalmayı, sosyalistler hep sınıfın yaramaz çocukluğunu sürdürecekler. Hazirandan birazcık nasiplenenler bir daha düşünmeli. Sosyalistlere açılmak tüm ülkeye kazandırır hâlbuki…

Emekçi kadınlar; gününüz kutlu olsun…
YORUM EKLE