Adam gibi adamları seçip Meclis'e göndermeliyiz!
SEÇİMLERE şunun şurasında 15 gün kaldı. Kırşehir’de bakıyoruz seçim var mı, yok mu bazen kendi kendimize soruyoruz.
Kırşehir’de bakıyoruz seçim var mı, yok mu bazen kendi kendimize soruyoruz.
Seçim yokmuş gibi geliyor insana.
Nerede o eski seçimler?
Nerede o eski çekişme?
Millet seçimden çok kendi derdine düşmüş, yarınının ne olacağı endişesinde...
Esnafı sorsanız tümden bitmiş, geleceğinden umut kesmiş.
Kamu çalışanlarına sorsanız, ölüsü gidiyor çalıştığı kuruma. Çünkü kurumlar siyasallaşmış, makamlar layık olmayan insanların eline geçmiş, partizanlık diz boyu…
Sıkıntı ve stres içinde ömür geçiren, hiçbir zaman hatırlanmayan, ancak seçim öncesi vaadlerle uyutulan emeklilere hiç sormayın, onlar zaten işleri bitmiş, ununu elemiş, eleğini asmış, kara toprağa gideceği günü bekliyor.
Asgari ücretle çalışanlar ne olacak?
Gerçi yıllardır “asgari ücreti artıracağız!” diye avutulan, hiçbir zaman hak ettiği verilmeyen, bu seçimde nihayet her partinin hatırladığı asgari ücretlilere hiç sormayın seçim mi, geçim mi diye…
Çünkü onlar bırakın bin lira maaş alıp evini geçindirmeyi de özel sektörde çalışıp haftalarca aylarca haftalığını, aylığını almadığı için kıvranan bu insanlar nasıl seçimi düşünecek?
Polis ve asker yavruları bulunan Kırşehir’deki ana ve babalar eş ve çocuklarını düşünüyor. Çünkü her gün terör saldırılarıyla yürekleri çarpıyor.
Şimdi söyler misiniz onların seçimi düşünecek hali kalır mı?
İşte böyle bir tablo içinde Kırşehir seçmeni 1 Kasım seçimlerine hazırlanıyor.
Kırşehir’den kim seçilir, kimler milletvekili olur onu bilmem ama Kırşehirliler öyle yıllardır verilen ve bir türlü gerçekleştirilmeyen vaadlere inanmıyor artık.
Siyasetçilerden umudunu kesmiş, kendisine uzanacak bir el bekliyor o kadar…
Yani Kırşehir ölmüş te ağlayanı yok misali…
İki dönem Kırşehir’den milletvekili seçilen Mikâil Arslan’ın önceki gün düzenlediği ve seçilmesi halinde Kırşehir’e getireceği proje ve hizmetlerle ilgili sunumunu ilgiyle izledim.
İlgiyle diyorum çünkü Mikâil Bey gerçekten projeci vekillik yaptı.
Büyük projelerle zamanını geçirdi, pek çoğunu ya hayata geçirdi, ya da başlattı.
Kırşehir’e bugün AK Parti döneminde hangi yatırım ve hizmet getirilmişse hepsinin altında onun imzası var.
Geçen seçimlerde onu harcadılar, üçüncü kez aday göstertmemek için her türlü ayak oyunlarını sergileyenler, memlekete bir çivi çakmadan çekip gittiler. Kırşehirliler heba olan dört yılda hep Mikâil Bey’i aradılar, ama bulamadılar.
“Kırşehir Milletvekiliyim” diyerek meydanı boş bulan, “Başbakanın danışmanıyım” diyerek hava atan, istediğini yapan, atını oynatan birisi Kırşehir’e ve Kırşehirlilere hizmetten çok, eziyet etti. Ama o da şimdi gitti. Böylece Kırşehir’deki gerçek Ak Partililer de rahatladılar.
Ama onun verdiği zararı AK Parti Kırşehir’de bir milletvekili kaybederek ödemişti.
Şimdi AK Parti’den Mikâil Arslan yeniden aday. İkinci sıradan gösterildi. Kazanır mı, kazanmaz mı bilinmez ama Mikâil Bey şunu ortaya koydu. Kırşehir için kafa yordu, bir takım projeler sundu. Bu projeler artık Kırşehir’in gündeminden hiç düşmeyecek ve hep dillendirilecektir.
Tabi gönül ister ki Kırşehir’de siyaset yapanlar, yapmak isteyenler hep Mikâil Arslan gibi bugünü değil, geleceği düşünerek projelerle karşımıza çıksın. Ama ne yazık ki böyle olmuyor.
Yıllardır tepeden atadılar, “işte milletvekili adayımız bu!” diyerek karşımıza diktiler, biz de onların bu dayatmalarına tepki göstermediğimiz için hep seçip Ankara’ya gönderdik. Onlar da Kırşehir’e değil, liderlerine itaat ettiler, onlar için Meclis’te parmak indirip, parmak kaldırdılar.
Kırşehir mi geçiniz? O da neresi?
Seçilene kadar Kırşehir’in yolunu bilmeyenler, Kırşehir’in sorunlarından bihaber olanlardan biz Kırşehirliler de saf saf hizmet ve yatırım bekleyip durduk!
Ne oldu?
Hep kaybeden biz olduk.
Hep kaybeden Kırşehir oldu.
Ama onlar milletvekili olmayı öyle çok sevmişler ki şimdi ikide bir karşımıza “adayım” diye çıkıyorlar, biz de onları hayret ve ibretle izliyoruz.
Onlar hiç mi düşünmüyorlar acaba?
“Ya ben Kırşehir’den milletvekili seçildim. Hem de bir yetmedi iki kez seçildim. Bugün milyarlarca lira maaş alıyorum. Benim Kırşehir’de bir dikili ağacım yok. Kırşehir benden önce üç milletvekili çıkarıyordu, şimdi küçüldü, nüfusu düştü, milletvekili sayısı ikiye düştü. Ben doğru düzgün hizmet getiremedim, ‘Kırşehir’in makûs talihini yeneceğim’ diyerek kendimden büyük vaadlerde bulundum, hiçbirini gerçekleştiremedim. Şimdi seçmenlerin karşısına yeniden adayım desem, bu halk bana ne der?” diyemediler.
Niye desinler ki nasıl olsa biliyorlar ki Kırşehir halkı gelene ağam, gidene paşam diyor!
O zaman aday olmaya devam.
Durmak yok yola devam!
Kırşehir’de siyaset yapmak isteyenler, milletvekili seçilmek isteyenler gelin Kırşehir’e, binin bu halkın sırtına gideceğiniz yere kadar götürmeye hazır insanlar var.
Hatasını kabul eden ancak aynı hataları tekrarlamaktan da vazgeçmeyeceğinin farkında olan insanlar ne dermiş kendine “sen eşek olduktan sonra semer vuran çok olur!”
Ne diyelim artık bizler eşek olmadığımızı farkına varalım ve adam gibi adamları seçip Meclis’e gönderelim.
Yoksa bu kafa ve mantıkla daha çok semer vururlar bize!
***
Biraz da gülelim!
Öyleyse
Soğuk ve karlı bir günde, bir iş adamıyla sarışın sekreteri; yollarını kaybetmişler ve bir ormanda kaybolmuşlar. Bir süre sonra da arabaları bozulmuş ve arabayı terk etmek zorunda kalmışlar.
Zor ve uzun bir yürüyüşten sonra ormanın içinde bir kulübe bulmuşlar ve kendilerini hemen bu kulübenin içine atmışlar.
Kulübede bir yatak, bir uyku tulumu ve bir sürü de battaniye olduğunu görürmüşler. Adam bir centilmen olarak sekretere onun yatakta yatabileceğini söylemiş ve kendi de uyku tulumu alıp yere yatmış. Adam yattıktan birkaç dakika sonra sarışından bir ses gelmiş:
- Efendim, ben çok üşüyorum!
Adam tulumun fermuarını açmış ve kalkıp sarışına bir battaniye vermiş ve sonra yine yatmış. Tam uyumak üzereyken sarışın yine:
- Efendim, ben hala çok üşüyorum! demiş.
Adam yine fermuarını açmış, kalkmış ve sarışına bir battaniye daha vermiş.
Sonra aynı sakinlikle uyku tulumunun içine girip, fermuarı çekmiş. Tam uykuya dalacağı sırada sarışın yine:
- Efendim, ama ben hala çok üşüyorum! demiş.
Adam sarışına dönüp:
- Burası ıssız bir yer… Ne olduğunu kimse görmez. İstiyorsan bir geceliğine karı-koca gibi davranabiliriz! demiş.
Sarışın cilvelenerek:
- Tabii efendim, siz nasıl isterseniz! demiş.
Bunun üzerine adam avazı çıktığı kadar bağırmış:
- Öyleyse kalk ve kahrolası battaniyeyi kendin al!!!
***
Sevdiğim bir söz
“Zeki bir aptal olayları olduğundan daha büyük, karışık ve zor yapabilir. Diğer yönde hareket etmek için ise, bir dahinin dokunuşuna ve cesarete ihtiyaç vardır.”
Hoshang Akhtar