Adaletin Ölçüsü
"Kimse yasaların üstünde değildir.
Kimse yasaların altında değildir."
Toplumların uygarlık düzeyi, yasaların kimler için geçerli olduğuna bakılarak ölçülür.
Eğer yasalar yalnızca zayıfları bağlar, güçlüleri bağlamazsa, orada hukuk değil keyfilik vardır.
“Kimse yasaların üstünde değildir, kimse yasaların altında değildir” ilkesi, insanlık tarihinin uzun mücadelesiyle kazanılmış bir bilgeliktir. Bu söz, adaletin hem eşitlik hem de sorumluluk temelinde yükseldiğini hatırlatır.
Hukukun üstünlüğü, devletin ve yurttaşın davranışlarının hukuk kurallarıyla sınırlandığı bir düzeni ifade eder. Bu düzende ne bir kral ne bir siyasetçi ne de sıradan bir yurttaş yasaların dışında hareket edebilir. Bu nedenle hukukun üstünlüğü, yalnızca devletin değil, toplumun da vicdanıdır.
Bir hukuk düzeninde adalet, ayrıcalığın değil, eşitliğin güvencesi olmalıdır.
Zira İnsanı eza, cefa, eziyet, işkence çıldırtmaz. Aynı suçtan başkalarına ceza verilmiyorsa işte o ayrımcılık çıldırtır.
Antik Yunan’dan modern demokrasilere kadar filozoflar, adaletin temelini yasalarla tanımlamaya çalışmışlardır.
Aristoteles, “Yasa, tutkuların değil, aklın egemenliğidir.” derken;
Montesquieu, güçler ayrılığını önermiştir ki kimse gücünü yasaların üstünde kullanamasın.
Bu düşünce çizgisi, modern anayasaların ruhuna sinmiştir.
Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluş felsefesinde de aynı anlayış vardır: “Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir.”
Bu ifade, yasaların millet adına ve herkes için geçerli olduğunu gösterir.
Toplumlarda hukukun sınavı ne yazık ki günümüzde bile bazı toplumlarda hukuk, kişilere göre şekil alabiliyor.
Yasalar güçlülerin kalkanına, zayıfların zincirine dönüşebiliyor.
Oysa adalet, herkese aynı mesafede durduğunda anlamlıdır.
Bir ülkede vatandaş, yargıya güven duyuyorsa, o toplum özgürdür.
Çünkü özgürlük, adaletin çocuklarıyla büyür.
Kimse yasaların üstünde değildir; çünkü yasa, bireyin değil toplumun sözüdür.
Kimse yasaların altında değildir; çünkü yasa, her yurttaşın güvenlik zeminidir.
Yasalar adil, yargı bağımsız ve vicdanlar özgür olduğu sürece, toplumlar karanlığa teslim olmaz.
Unutulmamalıdır ki adalet, bir milletin namusudur.
O namusu korumak hem yurttaşın hem devletin ortak görevidir.