Açlık Grevindeki Meslektaşlarıma Açık Mektup
Bu mektup, Ankara'da açlığın ortasında direnen öğretmenlere; Kırşehir'de onları düşünerek öfkelenen bir öğretmenden geliyor.
Bugün canınızı ortaya koyarak sürdürdüğünüz mücadele, yalnızca taban maaş hakkı için ya da mülakat mağduru 1611 öğretmenin ataması için verilen bir mücadele değil. Bu mücadele, öğretmenliğin onuru için verilen bir mücadeledir.
Öncelikle şunu bilin: Yalnız değilsiniz. Türkiye'nin dört bir yanında sizi görenler, sesinizi duyanlar, mücadelenizin haklılığını bilenler var. Ben de onlardan biriyim.
Özel Sektör Öğretmenleri Sendikası'nı ve direnen bütün öğretmenleri yürekten destekliyorum. Verdiğiniz mücadele hepimizin mücadelesidir.
Ben Türk Dili ve Edebiyatı öğretmeniyim.
Ben de sabahlara kadar AGS’ye, KPSS’ye çalıştım. Haftalarca evden çıkmadığım zamanlar oldu. Sınava aylar kala sistemi değiştirdiler, konuları değiştirdiler. Eğitim Bilimleri derslerini sınav müfredatından kaldırdıklarında Eğitim Bilimleri soru bankası setim kargoda dağıtıma çıkmıştı. Alan Bilgisi dersini kaldırdıklarını öğrendiğimde ise Alan Bilgisi dersindeydim.
Bu yüzden bugün yaşananların bir tesadüf olmadığını biliyorum çünkü yıllardır öğretmenlerin emeği değersizleştirildi.
Bir okulun önünden geçerken hissettiğimiz duyguyu Yusuf Tekin anlayamaz. Öğretmen değil çünkü. Şaka gibi değil mi?
Eline geçen son parayı KPSS kitaplarına vermeyi anlayamaz. Atama beklerken yıllarını tüketen öğretmeni anlayamaz. Özel sektörde asgari ücret düzeyinde çalıştırılan öğretmeni anlayamaz. Çünkü bizim yaşadığımız hayatla onların yaşadığı hayat aynı değil.
Bizim arkamızda saray yok. Bizim arkamızda tarikatlar yok.
Biz; ailelerinin dişinden tırnağından artırdığı paralarla okuttuğu, kendi emeğiyle, kendi alın teriyle ayakta durmaya çalışan insanlarız. Biz öğretmenlik yaparak onurlu bir yaşam kurmaya çalışan insanlarız. Biz, hakkını istediğinde susturulmaya çalışılan halkız.
Tam da bu yüzden sesinizi bastırmak için copla, biber gazıyla geliyorlar, ablukaya alıyorlar. Yaşlı genç demeden öğretmenleri ve ailelerini susturmaya çalışıyorlar. Çocukken "Öğretmenim canım benim" diye şiirler ezberletenler, bugün hakkını arayan öğretmenlere cop gösteriyor.
Ama bilsinler ki hak copla ortadan kalkmaz, gerçek gazla dağıtılmaz, adalet talebi ablukaya alınamaz.
Öğretmenlik ne yazık ki bu topraklarda hiçbir zaman hak ettiği değeri tam anlamıyla görmedi. Ama eğitim, öğrencilik ve öğretmenlik Cumhuriyet tarihi boyunca belki de hiç bu kadar ayaklar altına alınmamıştı.
Öğretmen atanamıyor, iş bulamıyor. sefalet ücretlerine mahkûm ediliyor. Çocuklar ise adına MESEM denilen düzen içerisinde çocuk işçiliğinin ve çocuk ölümlerinin gölgesinde büyüyor.
Emeklerimizi sermaye uğruna, tarikatlar uğruna, koltuklar uğruna hiçe saydılar. Bir avuç insanın çıkarı için milyonlarca insanın emeğini değersizleştirdiler.
Sevgili meslektaşlarım,
Ben bugün mesleğini yapamayan bir öğretmenim. Şimdi gazetecilik yapıyorum. Çok yeniyim; öyle yeniyim ki ilk maaşımı henüz almadım bile.
Ama nerede olursam olayım, hangi işi yaparsam yapayım; öğretmenlerin, madencilerin, MESEM'lerde çalışırken hayatını kaybeden çocukların, erkek şiddetiyle öldürülen kadınların ve sömürü düzenine mahkûm edilen tüm emekçilerin mücadelesini kendi mücadelem olarak görmeye devam edeceğim.
Elimden geldiğince sesinizi duyurmaya devam edeceğim. Sizin mücadeleniz yalnızca öğretmenlerin mücadelesi değildir.
Bu mücadele emeğin mücadelesidir.
Bu mücadele adaletin mücadelesidir.
Bu mücadele çocukların, eğitimin ve geleceğin mücadelesidir.
Ve bilin ki yalnız değilsiniz.
Kırşehir'den bir meslektaşınız olarak, hepinizi dayanışmayla selamlıyor, mücadelenizin önünde saygıyla eğiliyorum.
Ha, bu arada: Yusuf Tekin istifa!
Türk Dili ve Edebiyatı Öğretmeni Damla Yeşilli