Avrupa Birliği karşısında Atatürkçü Düşünce konusunda yazarken iki büyük şairden, hem de bin yaşında olan iki Anadolu çınarından yola çıkmak istiyorum. AB tutsaklığının, ABD uşaklığının ulusal birliği parçalayıp yutmak düşüncesi dahi iyi anlaşılacaktır.

Önce Nâzım'n şiirine bakalım:

Şehitler

Şehitler, Kuvayi Milliye şehitleri,

Mezardan çıkmanın vaktidir!

Şehitler, Kuvayi Milliye şehitleri,

Sakarya'da, İnönü'de, Afyondakiler

Dumlupınar'dakiler de elbet

ve de Aydında, Antep'te vurulup düşenler,

siz toprak altında ulu köklerimiziniz

yatarsınız al kanlar içinde

Şehitler, Kuvayi Milliye şehitleri

siz toprak altında derin uykudayken

düşmanı çağırdılar, satıldık, uyanın!

Biz toprak üstünde derin uykulardayız,

kalkıp uyandırın bizi!

Şehitler, Kuvayi Milliye şehitleri,

mezardan çıkmanın vaktidir!

Kuvayi Milliye Destanı'nın bu büyük şairi, Kurtuluş Savaşı şehitlerini çağırırken, günümüzün siyasal iktidarını onun işbirlikçilerini, AB ve ABD emperyalizminin fotoğrafını çekiyor. O iki ejderhanın üzerimize çullanmasını sergiliyor. O şehitlerin uğruna hayatlarını verdikleri bağımsızlık, özgürlük ruhunu ayağa kaldırmak istiyor. Önder'in sözüyle, Anadolu halkı "bizi yutmak isteyen emperyalizme ve bizi yok etmek isteyen kapitalizme karşı" ayaklanmıştı. Emperyalizm de amansız vahşi kapitalizm de Anadolu'ya, Anadolu halkına çullanmaktadır. İki yüzlü politikalarla dört yüzlü beş yüzlü oyunlarla! Büyük Ortadoğu projesinin kapsamında Türkiye'de vardır. Dünyanın tek jandarması ABD, bugün Irak'taki vahşetine, yakın gelecekte İran'da, Türkiye'de de uygulamaya kalkarsa bu bir sürpriz değildir. Kuzey Irak'ta Türk askerlerinin başına geçirilen çuvallar, Anadolu halkına, Türk Milletine geçirilmiş tutsaklık zincirleridir. Ayrılıkçı vahşi örgüte dolaylı dolaysız, doğrudan yapılan yardımlar Anadolu birliğini parçalama siyasetinin Sevr'le özdeşleşmesidir. Sırtını ABD ve AB hayaline dayamış olan siyasi otorite, özellikle AB'ni bahane ederek, Ortadoğu Projesi'nin bir parçası olmayı sağlayacak olan yasal, anayasal düzenlemelerin peşindedir. AB'nin bir dediğini iki etmeden yerine getirmektedirler. Aslında AB'nin dediklerini siyasi iktidar sözcüleri kendi niyetlerinin gizlenmesi amacıyla onlara söyletmektedirler. Lâikliğin en yumuşak uygulandığı ülke Türkiye iken hiç kimseye azınlık muamelesi yapılmazken, "sert laiklikten, "azınlık haklarından söz etmektedirler. Geçenlerde Cumhuriyet'te Mümtaz Soysal Hoca'nın dediği gibi "1978'de Fransız uçağından inen Humeyni'nin İran'da başlattığı zulüm ve istibdat bu kez ABD uçağının Esenboğa'ya inmesiyle uçaktan inecek Cumhurbaşkanı Fethullah Gülen'in gelmesiyle aynı istibdat Türkiye'de başlayacaktır! Bu vahşeti insan düşünmek dahi istemiyor ama unutmayın ki Iran subay ve generalleri de Humeyni ve ekibine bir ara gülüyorlardı! Onların yapmak istediklerine ulaşamayacaklarından bahisle alay ediyorlardı."

Siyasi iktidar, şanlı Türk Ordusu'nu bertaraf ederek, kenara iterek, ABD ordusuna dayanarak rejimi yıkmanın peşindedir. "Lâikleri şişten geçirmekten" bahseden TBMM başkanının müsteşarı ile "iktidara geldikten sonra düşmanlarla kıyasıya savaşmayı, kafirlere haddini bildirmeyi" ileri süren başbakanlık müsteşarı siyasi iktidarın sözcüleri değil midir?

Nâzım şu dörtlüğü ile de bu adamlara iyi bir tokat atıyor:

İnsan olan vatanını satar mı?

Suyun içip ekmeğini yediniz.

………..

Onu didik didik didiklediler,

Saçlarından tutup sürüklediler,

Götürüp kâfire buyur dediler,

………..

Dolar egemenliği ile sarmaş dolaş olan iktidar, Irakta camiler, çocuklar, minareler, oğullar, analar, babalar, kızlar bombalanırken, öldürülürken toplu ırza geçmeler yaşanırken ABD'nin ve AB gibi babalarından korktukları için seslerini çıkaramıyorlar. "Minareleri süngü, kubbeleri miğfer, camileri kışla, müminleri asker" yapanlar, müminlerin katliamına seyirci kalmaktadırlar. Bunlar, Mehmet Akif gibi soylu bir şairin ruhunu bile çiğnemişlerdir. Allah'ı da İslâm'ı da çıkarları doğrultusunda kullanmaktadırlar. Bunlara yüz Man kamyonu dolar, iki yüz uçak dolusu EURO lazım. Ulusallık mulusallık, milli devlet, milli ekonomi, milli ordu tamlamalarını kendi deyimleriyle "ötelemişlerdir."

Oysaki AB giren ülkelerin tümü ulusallığını, ulusal birliğini, ulusal dil ve kültürlerini korumaktadırlar. Hepsinin ceza yasasında 312. madde vardır. İç Hizmet Kanunu şöyle diyor: Md.35 Türk ordusu, nitelikleri anayasada yazılı olan ‹Cumhuriyet'i iç ve dış tehlikelere karşı korumakla görevlidir." Şimdi de buna takmışlardır. Bunu değiştireceklerdir. Nitekim değiştirdiler. "Cumhuriyeti kurmak ve kollamak T.S.K.'nin başgörevidir.

Ulusal Cumhuriyet'i yıkma hevesin yoksa bu telaş niye? Bu madde ile Ordu'ya çok asli bir görev verilmiş. Çok yüce bir görev.

Ordu Cumhuriyet'i Türk vatanını korumayıp da başka neyi koruyacak?

Ordu, irticanın değil, Cumhuriyet'in ordusudur.

AB'ne girme bahanesiyle üniversiteyi de yıkmak amacındalar.

İmam Hatipleri temel eğitim konumunda yapılandırmak sevdasındalar.

Yani medrese kafası, irtica kafası, yani şeriat devletinin temellerini oluşturma çabası. AB irticayı ister mi? Eninde sonunda bizi almayacağı için ister. Çünkü doğuyu Ermenistan, Batı'yı da Rumistan yapmak istemektedirler.

Atatürkçü Düşünce, aklın ilkelerine, MİLLİ çıkarlara uygun olmak koşuluyla uluslararası birlik ve dayanışmaya karşı değildir. Atatürk, Batı uygarlığını örnek ve hedef gösterirken, ulusal-milli yapıyı hassasiyetle kurmuş ve korumuştur. "Milli benliğini bilmeyen milletler, başka milletlere yem olurlar" ilkesi de O'nundur. AB'ne girelim! Ama ünlemlere dikkat edelim! Kırmızı çizgileri kollayalım. Onlara teslim olmayalım. "Biz" olarak "Türkiye Cumhuriyeti’nin bağımsızlık kimliği ile girelim. Yargımızı, ekonomimizi onlara emanet ederek değil. Cumhuriyet ilkeleriyle adam gibi girelim. Atatürk’çe girelim. Yazımın başında andığım Anadolu'nun bin yıllık şairi, doğrunun, güzelin, iyinin şairi Dağlarca'yı okuyup, dinleyip, yorumlayıp girelim.

Gök Kesiti (14.4.1970 Devrim gazetesi)

Bir gün konacak erkenden,

Çakır gözlü kartallarım,

Yürekleri mavilikle büyümüş,

Omuzları buzlu kartallarım,

Yurdun doğusundan batısına dek,

Gökleyin parlar

Sümürgenlere, satılmışlara karşı,

Al yalazlı kartallarım.

Nereye uçmadasınız,

Devrime doğru mu?

Hızlı

Daha hızlı kartallarım,

Bir gün inecek

Güneşler içinden

Ankara'ya hey,

Benim gizli kartallarım.

O "gizli kartalları", Türk Devrimi'nin; lâik, demokratik, sosyal hukuk devleti olan Türkiye Cumhuriyeti'nin koruyucu, kollayıcı dinamikleridir. O kartaller ilmin aklın kartallarıdır. O kartallarla demokrasi, laik cumhuriyet sonsuza dek yaşayacaktır!..