35 YIL ÖNCE TUTUKLATAN YAZI



35 YIL ÖNCE TUTUKLATAN YAZI

             Kırşehir basın tarihi ilk hapse giren gazeteci olarak beni, yani Dursun Süleyman Yastıman'ı yazacaktır. 1964 yılında biri neşren hakaretten, diğeri tekzip kanununa muhalefetten olmak üzere mahkûm edildiğim toplam 4,5 ay hapis cezasını çektikten 17 yıl sonra 12 Mart Muhtırası'nın 10'uncu yılının ertesi günü bu kez “Adliye'nin manevî şahsiyetini tahkir ve tezyif ve kamu görevlisine basın yoluyla hakaret ve tehdit” iddiasıyla tutuklandım. Cumhuriyet Savcılığı'nın kamu dâvası açılması talebiyle Sulh Hukuk Mahkemesi'nin 13 Mart 1981 günü hakkımda gıyaben verdiği tutuklama kararı aynı gün mesai bitiminde matbaama gelen adlî polis memuru Mehmet Evin -ki Adıyamanlı olan Mehmet Evin'le şimdi aynı sitede komşuyuz. Mehmet Bey'in büyük oğlu Devrim Evin “Fetih” filminde Fatih Sultan Mehmet'i canlandırdı. Küçük oğlu Deniz Evin ise bir televizyon dizisinde oynuyor- tarafından alınarak götürüldüğüm Adliye'de vicahîye çevrildi ve polis cipine bindirilip şimdi yerinde Adliye Sarayı yükselen, daha önce de 1963 Mayıs'ında isyan eden Harp Okulu Komutanı Talât Aydemir'in öğrencileriyle birlikte 4,5 ay yattığım cezaevine teslim edildim. Ancak arkadaşım Avukat Muzaffer Önen'in yardımıyla hazırladığım üç sayfalık savunmam ve 12 Eylûl askerî yönetiminin Adalet Bakanı Cevdet Menteş'in kovuşturmaya izin vermemesi üzerine serbest bırakıldım. Cuma akşamı koğuşa girmeden önce belli odakların “Bir faşist geliyor, saçını üç numaraya vurun, ibret olsun” şeklinde yaptıkları cezaevi yönetimine yaptıkları baskıyla güzel saçım kökünden kesilmişti, fakat bu komployu hazırlayan şebeke mensuplarından birisi tahliye edilmemden sonra ilâhî takdirle saç kıran hastalığına yakalanarak kendisi toplum içine çıkamaz olmuştu.

Ülkeyi 12 Eylûl 1980 darbesine sürükleyen anarşi döneminin sona ermesinden sonra gazetemde kaleme aldığım yazılar bölücü ve yıkıcı mihraklar üzerinde eşek arılarının yuvasına sokulan çomak etkisi yaratırdı. Sahibi ve yazı işleri müdürü olduğum günlük “Kılıçözü” gazetesinin 27 Şubat 1981 günlü sayısında “Dur-Sun” imzasıyla yayınlanan ve suç unsurları taşıdığı iddia edilen “Suçlu, Ayağa Kalk! Bir Müdür - Bir Tablo” başlıklı yazım bugün de tazeliğini korumaktadır. İkinci kez hapse girmeme neden olan o yazıyı 35 yıl sonra tekrar okumak istemez misiniz? İşte o yazı (İsimler ve soyadlar kısaltılarak verilmiştir):

“Sağlık Koleji” adıyla tanınan Kırşehir Sağlık Meslek Lisesi'nin 12 Eylûl öncesindeki müdürü Y. S. Danıştay kararıyla okul müdürlüğüne döndü.

Bölücü ve yıkıcı teröristlerin iyice azıttığı 1980 yılı Mayıs'ında Kırşehir Sağlık Meslek Lisesi Müdürlüğü'nden alınarak Afyon Sağlık ve Sosyal Yardım Müdürlüğü'ne emrine verilen, ancak devlete ve hükûmete karşı bütün yandaşları gibi Danıştay'dan kopardığı yürütmeyi durdurma kararı ile pusuya yatan S. Danıştay kararının uygulanmasıyla tekrar eski görevi başına döner dönmez öğrencilere hitaben yaptığı konuşmada şöyle dedi:

“Beni birinci sınıflar tanımaz. Kim olduğumu diğer sınıflar iyi bilir. Görevime bir süre ara vermek zorunda bırakıldım. Bu gün tekrar göreve başlamış bulunuyorum. Kaldığımız yerden aynen devam edeceğiz.”

Neydi S.'nun bıraktığı tablo? Hâfızalara nakşolmuş bu karanlık tabloya bir göz atalım isterseniz: Kavgalar, döğüşler, bıçaklamalar, mimli öğretmenlerin öğrenciler üzerinde siyasî ve ideolojik baskı kurarak beyin yıkamaları ve hattâ bunun neticesi bunalıma sürüklenen körpe kızlarımızın intihara kalkışmaları, sağ görüşlü öğrencilerin önüne taze ekmek ve yemek yerine kuru ekmek ve kemik atmalar, okulda “Moral Gecesi” adı altında düzenlenen gecelerde yıkıcı ve bölücü içerikli şarkı, türkü, şiir okumalar, yine okulda kız öğrencilerle çalgılı âlem yapmalar ve bu âlemlerde öğrencilerin istihkakından eşe dosta ziyafet çekmeler, gece öğrencileri okul dışına çıkarıp  bazı evlerde âlemler düzenlemeler, Kırşehir Eğitim Enstitüsü'nde görevliyken hazırlayıp dağıttırdığı bildiriyle komünizm propagandası yapmaktan beş yıl ağır hapis cezasına çarptırılan ve 12 Eylûl'den sonra yurt dışına firar etmiş olan Ü. Y. gibi namlı kişilere öğretmenlik yapma fırsatı vermeler, Kayseri mitingi dönüşü Ecevit ve kervanına yol kenarında bulunan okuldan “Halkçı Ecevit... Bağımsız Türkiye... Kahrolsun faşist ve katil iktidar...” diye slogan attırmalar ve saire, ve saire...

İşte S.'nun bıraktığı Kırşehir Sağlık Meslek Lisesi ve S... 12 Eylûl harekâtına rağmen bu gün tekrar aynı göreve hem de zafer kazanmış kumandan edâsıyla gelebilmiş ve “Kaldığımız yerden devam edeceğiz” diyebilmiştir. S. bu cesareti kimlerden alabilmektedir? Arkasında kimler vardır? Doğrusu merak edilmektedir.

Haydi aslan S., bekliyoruz. Bıraktığın yerden devam et bakalım. Kırşehir Sağlık Meslek Lisesi'nde olanları ve olacakları kızlarımız adına, ana-babaları ve velîleri adına, Kırşehirliler adına adım adım izliyoruz. Meydana gelecek en küçük bir olayda senden hesap soracağız. Yok eğer daha önce büyük kısmının sorumluluğunu taşıdığın yukarıda saydıklarımız için hesap soran olmazsa...

***

GEÇMİŞ ZAMAN OLUR Kİ...

 Av. AHMET ŞÜKRÜ TAŞKIN'IN ANILARI (13)

 HAYALÎ DAİRE TASARRUF BONOLARI İLE ORTAYA ÇIKTI

             Hani bir ata sözü var “Mızrak çuvala sığmaz” diye... Bu bizim kafadarlar böylece hayatlarını yaşarlarken bir hususu unutmuşlar: Aynı tarihlerde hükûmet bir çeşit iç borçlanma demek olan tasarruf bonoları çıkartmakta idi. İşte, haybeden geçinen kafadarlar artık küçük bir maaşla geçinmeye tenezzül etmedikleri için tek tek istifalarını bastırıp ellerine geçen bol paralarla tam bir serseri hayatına kendilerini kaptırdıklarından zamanında alınması gereken bonoları Maliye Bakanlığı'nın ilgili dairesinden almayı unutmuşlar. Maliye Bakanlığı'nın bu dairesinden adını vermediğim daireye telefon ediliyor “İşte, sizin falanca dairenizin tasarruf bonolarını niçin aldırmazsınız?” diye. Kurum “Bizim böyle bir dairemiz yoktur” deyince iş anlaşılıyor. İhbarlar, tertibatlar üzerine bunlar birer birer cezaevine toplattırılıyor.

Bu olay 1958-1962 seneleri arasında olduğu için bir hayli parayı elde eden kafadarlar patatesten imâl ettikleri mühürlerle tanzim ettikleri bordrolar sayesinde keyflerince yaşamışlar. Zaten zibidilikten gelen kafadarlar yedikleri ve sürdürdükleri şerefsizlikler ile cezaevine yakışmışlardı. Konunun asıl kısmına daha yeni geliyorum:

Bilindiği gibi 27 Mayıs 1960 askerî darbesini gerektiren nedenler yavaş yavaş güncelliğini kaybedince bir aftan söz edilmeye başlandı. “Hastanelerde hap, hapisanelerde af lâfı edilir” diye bir söz vardır. Bizim arkadaş da çıkarılacak affa büyük ümit bağlayarak avantadan elde ettiği paraları yediği ve yedirdiği İstanbul'daki bir bar kızına mektup yazar, der ki: “Pek yakında af çıkacak. Yine eski hayatıma dönerim. Ben seni çok seviyorum. Biz doğuluyuz, bindiğimiz eşeğe başkasının binmesine tahammül edemeyiz. Kendine sahip ol.” Bu mektuptan bizlere ve özellikle de bana hiç bahsetmedi. Sevene bakın ki sevdiği kadını eşek yaparak güya edebiyat yapıyor. Ne ise...

 “SENİN BİNDİĞİN EŞŞEĞE ÖYLE EŞŞEKLER BİNDİ Kİ...”

             Günlerden bir gün gardiyan ona bir mektup uzattı. Bizimki büyük bir heyecan ve sevinçle mektubu açıp okumaya başladı. Biz onun mektubu okudukça renginin attığını, ellerinin titrediğini hissediyorduk. Sonunda kendini karyolanın üzerine atıp titreyen elleri ile hemen bir sigara yaktı. Sırt üstü sigarayı çekiyor, ama burnundan sigara dumanı değil, sanki vapur bacasından duman çıkıyordu. Ara sıra da “Vay anasını avradını sinkaf ettiğimin orospusu” dercesine bir inilti çıkıyordu.

Biz hem gizlice dikiz ediyor, hem de birbirimize hayretle bakıyorduk. İçlerinde en yaşlı olan bendim. Ne yalan söyleyeyim, az çok da saygı görüyordum. Biraz sakinleşince adı ile seslenerek “Ne o, kötü bir havadis mi var?” diye sordum. Bunun üzerine gözleri dolu dolu açıldı. Yukarıdan aşağıya bir orospuya yakışır şekilde ağzına gözüne yaptığı bar kızı gelen mektupta demiş ki: “Senin bindiğin eşşeğe öyle eşşekler bindi ki sen onların yanında hiç kalırsın.”

Bu olaydan bir süre geçtikten sonra sonra bir gün yine bu kafadarların elebaşısının hücreye alındığı haberi ağızdan ağıza yayıldı. Meğer karısı ziyarete gelmiş ve demiş ki: “Ey benim çapkın ve hovarda kocam! Sen dışarıda iken her gün bir yosma ile yatıp kalkıp gününü gün ediyordun. Şimdi paralardan arta kalanlarla da ben gözüme kestirdiğim gençlerle eğlenip her türlü zevkimi yerine getiriyor, günümü gün yapıyorum.”

Bu ağır ve çekilmez söz üzerine elebaşı bir kutu dolusu kibritin eczasını suya ıslayıp içerek intihara yeltenmiş, sonra da pişman olarak idareye haber verip kendisinin hastaneye yetiştirilmesi için yalvarmış. Hastanede midesi yıkanıp cezaevine geri gönderilince de infaz disiplinine aykırı hareket ettiğinden hücre cezasına çarptırılmış.

Sonradan öğrendiğime göre bana “Lokantada yemek kalmadı” diyen ve otobüste gereksiz yere yüksek sesle patates ve soğan ticaretinden bahseden o şahıs bu elebaşı imiş. Güya etraftan “Bunlar bu kadar parayı nereden alıyorlar?” diye dikkat etmemek için yalancıktan lokanta açmışlar ve kendilerine ihracatçı süsü verme gayreti içine düşmüşler.

Medyadan her gün öğrendiğimiz yolsuzlukların faillerini düşünüyorum da içeridekilerin ve dışarıdakilerin halleri ne olacak diye merak ediyorum. Bir Fransız ata sözü ile teselli bulurum çoğu kez: “Tel oiseau tel nid” (Böyle kuşa böyle yuva)...

‒  B İ T T İ  ‒

-----------------------------------------

ZAMAN TÜNELİ

60 YIL ÖNCE KIRŞEHİR      

Hazırlayan: DURSUN YASTIMAN                                                                                                   

Kaynak: KIRŞEHİR SESİ Gazetesi

 ---------------------------------------

Ağır Ceza Mahkemesi'nde Karıncalı Cinayeti dâvasına devam edildi

13 Aralık 1955 tarihinde Karıncalı köyünden Miktat Oktay ve Ali Rıza Oktay isimlerinde iki kardeşi tabanca ile öldürmekten maznun bu köyden Zihni Çoban, Necip Çoban, Veli  Çoban, Mustafa Çoban, İhsan Çoban, Süleyman Çoban, Musa Çoban, Bektaş Çoban ve Ali Yılmaz haklarında açılan dâvaya 10 Nisan Salı günü şehrimiz Ağır Ceza Mahkemesi'nde bakılmıştır.

Ağır Ceza heyeti Reis Ragıp Özgökmen'in başkanlığında aza Nazım Akyüz ve Tahsin Baççıoğlu'ndan teşekkül etmişti. Cumhuriyet Müddeiumumîliği makamında Zekeriya Moto bulunmakta idi. Herhangi bir hâdise çıkmaması için Cumhuriyet Müddeiumumîliği tarafından sıkı muhafaza ve emniyet tedbirleri alınmış ve maznunlar jandarma muhafazasında mahkeme huzuruna çıkartılmış bulunmakta idiler.

Maznunlardan Bektaş Çoban sorgusunda maktullerden Ali Rıza Oktay'ı tabanca ile öldürdüğünü ikrar etmiş ve diğer maznunlar suçlarını inkâr etmişlerdir. Bilâhare yirmiden fazla şahidin ifadelerinin alınmasına başlanmış ve duruşma fasılasız olarak saat 21.00'e kadar devam etmiştir.

Şahitlerin ifadelerinin alınmasından sonra mahkeme heyetince maznunlardan gayrimevkuf olan Ali Yılmaz'ın tevkifine mahal olmadığına, diğer maznunların tahliye taleplerinin reddiyle mevkufiyet hallerinin devamına, şahitlerden Neşet Demiryürek ve İsmail Oktay haklarında yalan şahadet suçundan dolayı kanunî takibat yapılmak üzere Cumhuriyet Müddeiumumîliği'ne müzekkere yazılmasına karar verilerek duruşma 10 Mayıs tarihine tâlik edilmiştir. (14 Nisan 1956)

Mucur'da Cumhuriyet Halk Partisi'nden istifa edenler

Mucur kazasında Cumhuriyet Halk Partisi'nden istifalar devam etmektedir. Bu meyanda Budak köyü halkından 32 kişi daha başlarında muhtar Yusuf Özgenç olduğu halde Cumhuriyet Halk Partisi'nden istifa ederek Demokrat Parti'ye kaydolmuşlardır. İstifa edenlerin isimlerini bildiriyoruz:

Muhtar Yusuf Özgenç, Mehmet Yıldırım, Musa Yıldırım, Ali Gökşen, Mikdat Yıldırım, Ramazan Toker, Mehmet Şener, Osman Şener, Eyüp Özgenç, Derviş Yalçın, Osman Yıldırım, Ramazan Yalçın, İsmail Saylam, Sadık Öçalan, Hüseyin Öçalan, Abdullah Karık, Ahmet Toker, Mehmet Ercan, İsmail Pakıt, Hasan Yüksel, İhsan Kızıltepe, Salih Budak, Mehmet Ünlü, Musa Köksal, Sıtkı Şahin, Veli Elçi, Hasan Ercan, İbrahim Elçi, Hasan Öçalan, Ali Bozkurt, Mehmet Yüksel, Hüseyin Doğan. (14 Nisan 1956)

 Malya Devlet Çiftliği'ne yeni bir cami yapılıyor

Malya Devlet Üretme Çiftliği'nde kurulan cami yaptırma derneği tarafından yüzbin lira sarfıyla büyük bir cami yaptırılmasına başlanmış ve inşaat hayli ilerlemiştir.

Bu mıntıkada güzel bir mimarî âbide olarak yükselmekte olan camii inşa ettiren derneği ve müteşebbislerini tebrik ederiz. (21 Nisan 1956)

“Nevşehir'in Sesi” gazetesi çıktı

Arkadaşımız Avukat Tahir Tüzün tarafından Nevşehir'de haftalık “Nevşehir'in Sesi” isimli bir gazete çıkarılmağa başlanmıştır.

İlk sayısı 9 Nisan Pazartesi günü intişar eden refikimize muvaffakiyetler ve memleket işlerinde hayırlı hizmetler diler, tebriklerimizi sunarız. (14 Nisan 1956)

 -----------------------------------------------

YARI ŞAKA

 Çadırlı Belediye

Eski Belediye tarafından pazar yerine yaptırılan 21 adet dükkân yeni Belediye tarafından satılığa çıkarılmış. Geçenlerde Belediye binasını da Halk Bankası'na satacakları söylenmekte idi. Böyle giderse Belediye barınmak için Kızılay'dan çadır istemeğe mecbur kalacak. Kızılay'dan rica etsek de binlik Belediye Reisimizin şanıyla mütenasip konforlu bir çadır temin etseler...

Pabuçlar Dama

Kasım Gülek Yerköy'de ayağında eski ve boyasız bir ayakkabı olduğu halde konuşmuş. Malûm olduğu üzere Adana'nın milyoner çiftlik conisi Gülek zengin olduğu kadar pintidir. 1954'te olduğu gibi 1958'de de pabucunun dama atılacağını nasıl da biliyor ya...

(21 Nisan 1956)

 TATLI-SERT    

------------------------------------ 

Yazlık Nur Sineması açılıyor

Geçen ilk senesinde her sınıf halkın takdirlerini kazanan sinemamız bundan kuvvet alarak  bu yaz da daha çok takdir kazanabilmek için büyük fedakârlıklara katlanarak senenin en seçme filmleri ile 1 Mayıs 1956 tarihinde sinemaseverlerin hizmetine açılıyor.

KIRŞEHİR SESİ ■ Haftalık Siyasî Gazete ■ Fiatı: 10 Kuruş ■ Sahibi: R. Esensoy ■ Yazı İşlerini İdare Eden: Avukat Vahit Esensoy ■ İdare Yeri: Atatürk Caddesi No. 68/2 - Kırşehir ■ Basıldığı Yer: Kırşehir Basımevi