18.ÖLÜM YILDÖNÜMÜNDE CELAL TEKİNER



Celâl Tekiner (1911, Kırşehir, 23.02.2002, Kırşehir) 91 yaşında öldü. (*)
Çok sevdiği Kırşehir toprağına gömüldü. Onurlu bir yaşamı noktaladı. Tanrı, sevdiği kullarına uzun ömür verirmiş. Bu ömür, Türkiye ortalamasının çok üstünde. Demek ki, disiplinli, ilkeli, tutarlı yaşamış beyin hücrelerini sürekli olarak diri, canlı, üretken tutmuş. Hukukçu kimliğinden olmak üzere savcılık, avukatlık, Baro Başkanlığı-Adana-görevlerini sürdürmüş.
Yazı, şiir onun hayatının ayrılmaz bir parçasıydı. 25 yıllık bir dostluğumuz vardı. Celâl Tekiner için yazı-şiir, okuma, toplumsal sorumluluk duygusu hayatının vazgeçilmez birimleriydi.
Katışıksız, tavizsiz, ölümüne dek Atatürkçüydü. Atatürkçü Düşünce Derneği Kırşehir Subesi'nin müdavimlerindendi. Dernekte sürekli olarak okuyor yazıyordu. Derneğin pek az kişiye verdiği anahtarlarından biri ondaydı. Yürüme zorluğu çektiği son bir yıl öncesine dek sürdü buradaki çalışmaları.
Celâl Tekiner, sıradan bir ozan, yazar değildi. Kısa fakat öz yazıyordu, mensur şiir ve şiirlerinde zekâ kıvılcımları çakıyordu. Büyük olayları, sorunları veciz bir anlatımla veriyordu. Düşündüğü gibi yazıyordu. Okuyucunun değerlendirmesi onun için önemli değildi. Özgür bir kalemdi. Kınanmak, kötülenmek gibi korku, kaygı beklentileri yoktu. Tevfik Fikret’in üslûbuyla "tepeden tırnağa özgür bir şairdi.
Gerekli gördüğünde Cumhurbaşkanlarına, Genel Kurmay Başkanına, Başbakana, Meclis, Yargıtay, Anayasa Mahkemesi Başkanlarına telgraf çekip, ülke ve ulus sorunlarını dile getirdi. Bu nedenle de birkaç kez yargılandı. Meslektaşım yazarlık, ozanlık dostum olan Celâl Tekiner’in avukatlığını yapmak onuruna da ulaştım.
Son olarak bir yazısından dolayı yargılanıyordu. Savunması sorulduğunda üç şey istiyorum:
1-Aldığınız kitabın iadesini,
2-Âdil yargılanmamı,
3-Beraatimi istiyorum.
İstediği gibi oldu. Savunmamda memleket sorunları üzerine hassas olduğunu yirmiye yakın kitap sayısız yazı-şiir yayımladığını, telgrafında Cumhurbaşkanına hakaret kastının olmadığını, memleket sorunlarının yüzüstü bırakılmamasını, irticaya taviz verilmemesini istemiştir şeklinde savunmalar geliştirdik.
Celâl Tekiner’in ben de bulunun kitapları şunlar:
1-Kırşehirli Şiirler (1991), 2) Âşıkpaşa Mezarlığı, (1993), 3)Kızılırmak’a Kırşehir’den Sesleniş (l992), 4) Çanakkale Destanı (1991), 5) Anıtkabiri Ziyaret (Bismiltürk) (1984) 6) Yaradana Mektup (Evvelecdat-Bismiltürk) (1984) 7)Milli Marş (1983) 8) Beşinci Kitap(1960) 8) Yeni Mevlit (1963) 9) Gök Tanrı (1970),10) Anne Vatan (1975).
Ozan, bu kitaplarında eski Türk geleneğini canlandırmaya çalışır.
Bu kültür kalıtını Türkiye Cumhuriyeti ile birleştirir. Attığı sondajlarla kültürümüzün demokrat yapısını şiirlerine katar. Yeni oluşumlar, yeni yapılar üretir.
Onun sanatının baş tacı ve temeli lâikliktir. Gerçek Türk milliyetçiliğidir. Atatürk olgusudur. Celâl Tekiner'i başka yerlere çekmenin hiçbir faydası yoktur. Olamaz da. Yapmaya çalışanlar ozana büyük çapta kötülük yapmış olurlar.
Doğa, Kırşehir coğrafyası, akarsular, dereler, çiçekler, kuşlar, kışın bembeyaz örtüsü, dağlar, çimenler, kuzular, dallara yayılan sürüler, otlaklar, bulutlar, yağmurlar, gök gürlemesi, şimşekler...
Onun hayatının ayrılmaz olgularıydı. Çuğun'a, ya da Selgâh'a gittiğimizde arabadan iner inmez: "Siz masayı kurun, ben birazdan gelirim” der ve doğaya sapardı. Bir süre sonra elinde bir demet çiçekle çıkagelir, onu itinayla bir bardağa yerleştirir, suyunu koyar ve
masanın ortasını süslerdi. Ondan sonra muhabbete girerdi.
O üç gerçeğe alabildiğine âşıktı hem de sırılsıklam:
1-Atatürk'e, 2-Kırşehir'e ve Kırşehirlilere, 3-Doğaya.
Bu üçlü aşk onu uzun süre yaşatmaya yetti. Âşık olmayanlar uzun süre yaşayamazlar. Selgâh'a gittiğimizde koyunun kuzuladığını gördük. Ertesi gün köşe yazarlığı yaptığı “Kırşehir Çiğdem”de kuzuyu işleyen müthiş bir doğa şiiri.
Son yirmi yıldır Kırşehir basınında çıkan şiirlerini toplayıp kitaplaştırmak sanırım oğullarına düşen en önemli görevdir. Ondan sonrada bu görev Kırşehirli yazar ve ozanlara, siyaset ve devlet adamlarına düşen onursal bir davranış olur.
Kırşehir Belediyesi önemli bir alana, caddeye Celâl Tekiner Caddesi adını vermelidir. Şehrin işlek park ve caddelerinden birine de Celâl Tekiner’in anıtı dikilmelidir. Altında şiirlerinden seçme dörtlüklerle bu anıt, Kırşehir kültürünü zenginleştirmelidir. Kültürüne sahip çıkılmayan beldeler de, şehirlerde tarihsel bakımdan yetim kalırlar. Batı da her yazarın, şairin çalışmaları, hatıraları bile değerlendirilir.
Celâl Tekiner için Ahi Evran Üniversitesi Kırşehir Fen-Edebiyat Fakültesi nezdinde seminerler, yüksek lisans, doktora çalışmaları yapılabilir. Eğitim Fakültemiz de onun şiirlerinden ahlâkî, didaktik birimlere el atabilir. Aynı çalışmaları yapabilir. Hem de en iyi şekilde.
Celâl Tekiner'in yaşarken kıymetini bilmeyenler bari öldükten sonra anlasınlar onun değerini.
Kırşehir’de yirmi yıldan fazla bir süredir televizyon yayımları yapılır. Ama hiçbir programa çıkarmadılar. Onu toplumla tanıştırmadılar. Yazılı basın da buna yetmedi. Hatta ölümünün ardından bile yerel televizyonlar gereken ilgiyi göstermediler. Ayıp ettiler. Bir kültür adamına şu ya da bu şekilde yaklaşım yanlış olur.
Önemli olan yazdığı yer değil, neler yazdığıdır. O'nu 24.2.2002 günü Kırşehir-Âşıkpaşa Mezarlığı'na gömdük. Cenaze töreninde bulunanlara meslektaşım, yazarlık, ozanlık dostum adına teşekkür ediyorum.
Bir zamanlar mensubu olduğu Kırşehir Barosu'nun da gerekli ilgiyi göstermediğinden dolayı üzgünüm.
Aşıkpaşa Mezarlığı adlı kitabından bir dörtlük mezar taşına kazılacak niteliktedir:
Çiçekli, çimenli
Çamlı bir meyil
Bir tatlı meyilde
Dikilmiş duran
Mezar taşlarının arasında çok
Çok gezdi, ölüme dedim çâre yok.
Yatan ölülere, bilim bilmeyim,
Ne var, ne yok; nasıl, iyi misiniz;
Bir emriniz var mı, dedimse de ben
Cevap alamadım hiç birisinden.
Şimdi "cevap alamadığı" ölülerle koyun koyuna yatıyor. Işıklar içinde yatsın!
Anlayanlar için Âşık Paşaların, Ahmed-i Gül şehrilerin, Hacı Bektaşların, Ahi Evranların, Kaya Şeyhilerin... devamıdır.
Kırşehir son günlerde iki değerini kaybetmiş oldu:
Osman Bölükbaşı, Celâl Tekiner.
Celâl Tekiner, bir ara Millet Partisi'nden siyasete atılır. Adana İl Başkanı olur. 1954’te Demokrat Parti iktidarınca Kırşehir'in ilçe yapılmasına büyük tepki gösterir. Eski savcı, fiilen avukat olarak hukukçu kimliği ile "Haksızlığa İsyan" adlı eserini yazar.
Kitaplarının adlarını önceki yazımızda vermiştik. Bu kitabı Anadolu'nun muhtelif yerlerine göndermesi üzerine göz altına alınır. Tutuklanır. Yirmi yıl kadar Adana'da avukatlık yapar. Sonra çok sevdiği Kırşehir'e döner, yerleşir. Kırşehir'de de sürdürür avukatlığını. Aldığı davaların dosyasını bile tutmaz. Duruşmaları ve savunmalarını, savlarını kafasına yazar. Zeki ve hafızası kuvvetlidir.
Kırtasiyeden nefret eder. Sonra emekli avukat olarak tüm gücünü, beyin mekanizmasını şiire, yazıya odaklar. Binlerce şiir yazar. Ülke ve rejim sorunlarıyla yoğrulur. Bireysel çalışmalarının altında ve özünde bile ülke ve cumhuriyetimizin sorunları vardır. Türklük ve Türk kültürü sanatının dokusunu oluşturur.
Celal Tekiner'e göre "Araplar Türkler'in en büyük düşmanıdır. Türk'ün Arap'a ihtiyacı yoktur. Türklüğün tek önderi ve örgütleyicisi Atatürk'tür. Kültür ve uygarlık, Cumhuriyet sorunları, Kırşehir'in tarih ve coğrafyasıyla o kadar yoğrulur ki, siyasete zamanı bile kalmaz.
Zaten iğreti olarak iliştiği siyaseti bırakır. Huzur ve mutluluk bulur.
Celâl Tekiner'in şiirlerinde divan şiirinin etkisi vardır.
Derin kültürü ve tarih bilinci şiirlerinde yansır. Uyaklı ölçülü şiirden vazgeçmez. üçlü, dörtlü, yedili, onlu tertiple yazdığı şiirlerinin tümünde uyak ve ölçü esastır. Mesnevi tarzını kullandığı şiirlerinde destansı bir hava vardır. Yeni Mevlit kitabı Aşık Paşa'nın Garipnamesi'ni anımsatan bir biçimde ve özde yazılmıştır:
İşte Türklük'ten çıkan mânâ ki tefsir istemez,
Pîrî üstadında hiçbir tunç bilek ters işlemez.
Bînazır gaflet, dalâlet bir zarardır herkese,
İstemek şartiyle binbir pâye vardır herkese. (s.7)
Kitaplarının sunuş bölümünde kitabın asıl adından sonra "BİSMİLTÜRK" sözcüğünü kullanır. Bu sözcük onun ülküsünün ifadesidir. Yaradana Mektup adlı risalesinde lâikliği savunur.
Bir yerde şunları yazar:
Ne din düşmanlığı, ne din dostluğu
Kim ne derse desin lâiklik budur
Şu anda gözümün önüne gelen
Sol Onuncu Yıl'ın başkan nutkudur. s,6)
Gök Tanrı adlı Mesnevi tarzında yazdığı eseri eski Türk şiirini anımsatır. Orhun Anıtlarının anlamındadır, özündedir.
Ey benim Gök Tanrım! Geldi bak bahar
Kırlarda bir değil bin çiçek açar
Diken alev salar, gelincik yanar.
Divan Edebiyatı'nın beyit-gazel tarzında yazdığı Beşinci Kitap birbirinden güzel şiirlerle, manzumelerle doludur. Kahramanlık, özgürlük sorunları ağırlıktadır.
Namık Kemal’in Köşkünde şiiri şairin çektiği çileleri ve kahramanlığını içermektedir. Dörtlük düzeninde yazılmıştır:
Koca Namık Kemal'in dahil olup meskenine
Öptüm Allah'a şükür mutlu mübarek elini.
Arayıp bulduğum al köşkünü benzettim ine,
Yele zannettim uzun saçlarının gür telini.
Dedim, üstadım, efendim bu muazzam kayalık
Uymuş ahvaline, etvarına bilsen ne kadar.
Dedi seyret bir asıl üst beldeki üst balkona çık,
Orda yâdında kalan Kırşehir'in kendisi var. (s.165)
Başka özgürlük kahramanları da gözünden kaçmaz düşünür şair Celâl Tekiner'in. Macar şairi Petöfi'nin başkaldırısını yirmi dizelik bir kaside biçiminde verir:
“Selâm hürriyetin öz şairi arslan Petöfi!
İşte mefküren için sarf olunun kan Petöfi
İhtilâl şehrini yakut gibi göstermektedir.
Attığın nurlu tohum şimdi başak vermektedir.
Buna rağmen bu zulüm hortladı yurdunda senin.
Hak ve hürriyet için cenk ve cidal şartsa eğer ölen ölsün, kalanın sağlığı dünyaya değer” diye binlerce Macar koştu hudut komşusuna! (s.35)
Bir başka şiirinde de Fransız özgürlük kahramanı Jean Dark’ı işlemiştir: Gür alevler sarılıp öptü yüzünden bu gülü. Yandı bir lâhzada "Sen" nehrine savruldu külü.(s.12)
Tarihte iz bırakmış, ün yapmış daha başka devlet adamları ve sanatçılar
için de şiirler yazmış Celâl Tekiner: Ahmet Haşim, Jülyetta, Rambrant, Genç Osman, Pol Goğen, İsmet İnönü, Fatih Sultan Mehmet, Atatürk, Kör oğlu, Şeyh Şamil, Ömer Hayyam, İskender, Gandi, Nelson, Gazi Osman Paşa, Mitat Paşa, Puşkin gibi ünlü isimler şairimizin sanatında yerini bulmuştur.
Osman Bölükbaşı'ya Mektup adlı şiiri bir devrin zulmünü vurgulamaktadır. Demokrat Parti'nin halkımıza, özellikle Kırşehir halkına çektirdiği istibdadı dile getirir. Şair Celâl Tekinerle politikacı Osman Bölükbaşı kader birliği etmişler. Kırşehir’in uğradığı zulüm ve istibdat dönemi onları canevinden vurmuş. Bu iki aydın insanın çekmediği kalmamış. Acının en büyüğü aydınları vurur.
O aydınlar ki, kılıçlarının dört bir yanı da keskin olmak zorundadır. Horlânan, eziyetin en büyüğünü çeken, kovulan, hapse tıkılan, sürülen, vurulan, öldürülen, kelepçelenen, kınlan, yakılan hep o aydınlar olmuştur. Halkın cehaleti, yöneticilerin kahrı hep aydınların omuzlarına yığılmıştır. Yükün en ağırı onların sırtına vurulmuştur. Bu iki aydın da aynı yıl doğup/1911/aynı yıl, aynı ayda öldüler. Yaşları gibi kaderleri de yaşıt gitti.
Şairimiz Celâl Tekiner, anılan şiirinde zulme baş kaldırıyor. Demokrasiyi kullanıp diktatörlük yapan siyasi iktidarı eleştirmektedir:
Zindan bu, nam ve şanla giden pür şeref çıkar,
Fikrim odur ki, kuvveti bir böyle hak yıkar.
Tutmaz bu zorlu kavgada aşk gem, ağız kilit,
Türk’ün sadası gök gibi gürler yiğit yiğit,
Meydan kılıç şakırtısı doldukça tatlanır,
Şimşeklerin hızıyla uçan at kanatlanır,
Zulmün başında yarlar açar okka okka nal.
...Artık ufukların doyum olmaz baharına
Benzer zafer çelengine bin bir çiçekli dal,
Güller bulutların ilişir bir kenarına,
Başlar semada renk ve ışık, gölge bayramı;
Ruhlar cefayı cevri gönüller atar gamı,
Rahat bulan havayı sarar deste deste nur,
Hürriyetin visali esir halkı coşturur,
Yani sabah olur geceler korkma Osmanım,
Mani değil demir kafesim, kükre arslanım. (s.44,1960)
Bu oldukça özgün şairimizin her şiiri birbirinden güzel ve özgündür.
Onun kitaplarında Türk destanlarının izleri var. Ozanımızı Cumhuriyet döneminin destan şairlerinden sayabiliriz. Kültürümüz, yaratıcı düşüncemiz, bağımsızlığımız, özgürlüğümüz temellerine oturtmuştur sanatını, şiirini. Kimi zaman en yalın kimi zaman en derin düşüncelerle:
Sen şartınca demlen, ben de sana
Saz dinleteyim oğul meclisidir
İnsan olan insan keyfinden kalmaz,
Alır bu sahada bütün tedbiri,
Saçlarında kar/olsa da atar
Rakı buz gibi,
İç topuz gibi.

(*)Yazarın yakında çıkacak olan ‘’Edebiyat Çemberi’’ adlı eserinden
YORUM EKLE