12.Piyade Tümeni -Ağrı (2)

ugurg

  1. Piyade Tümeni -Ağrı (2)


 

Türkiye Haziran seçimlerine kilitlendi. Ülkemiz gündemi çok yoğun…

Kırşehir’den milletvekili aday adayı olmak isteyenler ortaya çıktı. Hemen hern gün birkaç kişi aday adaylıklarını açıklıyorlar, projelerini, hedeflerini, niçin aday olduklarını kamuoyuyla paylaşıyorlar.

Bu kişileri medeni cesaretlerinden dolayı tebrik ediyorum, inşallah hayırlısı olur. Kim aday olursa olsun, kim kazanırsa kazansın. Ben kazanının Kırşehir ve Türkiye olmasını istiyorum.

Bugün da siyasi yazı yazmayacağım. Çünkü yazacağım, yazmayı düşündüğüm olaylar Kırşehir’de siyaset yapanları, milletvekili aday adaylarını üzer diye vazgeçiyor, anılara gidiyoruz.

Tabi Kırşehir’de aday adayları netleşince belki birkaç yazı yazar, hem adayları, hem partileri değerlendiririz belki de…

Bugün gecen hafta yazdığım 12. Piyade Tümeni-Ağrı yazımın ikincisine devam ediyorum.

Kırşehirli arkadaşım, dostum, gazetemiz yazarı Tuğgeneral Ali Akdoğan’ın görev yaptığı Ağrı’da ben de vatani görevimi yapmıştım. Bugün burada geçen anılarımıza devam edeceğim.

12 Eylül askeri darbesinin etkileri tüm Türkiye'de sürerken,12 Eylül zalimliklerinin tüm hışmıyla bir karabasan gibi ülkeyi etkisi altına aldığı günlerdi.

Yedek subay görevimi yerine getiriyordum. Ankara'da görevliyken görevimin altıncı ayında kayak öğrenmek için Ağrı'ya tayinim çıkmıştı. Yani Ağrı'ya sürülmüştüm. Doğuyu ilk defa görecektim. Bir kış günü her tarafı karlarla kaplı yollardan geçerek 2 Ocak günü Ağrı'ya geldim. Tümendeki ilk günümü geçen yazımda anlatmıştım.

Sizi çok fazla sıkmadan günlüğü okumaya devam edelim:

“07.01.1983: Dün Ankara'ya telefon ettim. Oğlumun sesini duymak bana sonsuz bir mutluluk verdi. Kış tatbikatı için hazırlıklar sürüyor. Kenan Evren ve kurmay heyeti Ağrı'ya gelecekler. Tümendeki görevim "Sağlık ve Veteriner Şb. Md. Vekili." Ankara'dan sakıncalı geldikten sonra tenzili rutbe yerine kademem artmış. İlginç. Dışarda hava - 39 derece. Soğuk iliklere işliyor adeta.

Dün ilginç bir olay yaşadım.

Akşam ortalık kararmak üzereydi. Orduevinin yemekhane girişindeki koltuklarda biraz da kaykılmış oturuyordum. İki genç rütbeli-sanıyorum yüzbaşı idiler- orduevinin kapısından içeri girdiler. Hemen toparlanıp ayağa kalktım. Dışarıdan gelen ışıktan yüzlerini pek seçemiyordum.Selam verdim. Onlardan bir tanesi bana doğru yöneldi. Bir yandan selam alıyor bir yandan da gülümsüyordu. Şaşırmıştım.Yanıma geldiğinde tanıdım. Rahmetli tank yüzbaşı Deniz Kalaycıoğlu'ydu. Bizim mahalleden benden yaşça küçük olan kardeşlerimin iyi arkadaşıydı. Hal hatır sorduktan sonda sıkıntım olursa kendisini aramamı söyledi. Sanırım Patnos tank taburunda görevli imiş.

14.01.1983: Günler akıp geçiyor. Yeni arkadaşlarla tanışma, kızak çeken atlı arabaları görme, havadan parlayarak inen küçük buz taneciklerini gözlemleme,sabahleyin ayaklarında soğuk kuyu lastikleri,üstlerinde ince giysilerle çöp karıştıran çocuklar,saçaklardan aşağı sarkan 1-2 metre boyundaki buz parçaları,sabahleyin o şehrin küçük pastanesine gelen ve Kürtçe bir şeyler söyleyip sadaka isteyen yaşlı kadın,akşam orduevinde günün tüm streslerini atacak benim gibi sürgün olan asteğmenlerle eğlenceli bir gece.Thomas More'un "Ütopia"sını okuyorum.Briç öğreniyorum.

El arabası ile kilosu 25 TL'den kömür satılıyor. İlke defa hava sıcaklığı - 25 dereceye yükseldi. Geldiğimden bu yana sıcaklıklar -30 ve -45 derece arasında seyrediyordu. Nöbetteki bazı erlerin parmaklarının donduğunu gördüm. Zaten nöbet süreleri de sürekli rüzgarın şiddetine göre kısaltılıyordu.

Bir gün önce Ankara'dan tümene Atatürk'ün en sevdiği türküler adlı bir kaset geldi. Kenan Evren ve heyet akşam ordu evinde bu türküleri dinleyecekmiş.

17.01.1983: Ağrı'nın tek bir caddesi var. Cumhuriyet Caddesi. Biz bu caddeye "mecburiyet caddesi" adını vermiştik. caddenin sağında solunda tek katlı kepenkli dükkanlar. Tümenden geldikten sonra orduevinde bir süre dinlenir sonra bu caddede bir aşağı bir yukarı dolaşır sonra tekrar orduevine gelirdik. Bir kırtasiyeci ile tanıştık. Kırtasiyenin yeni olduğunu halkın yeni yeni alıştığını anlattı bize. Dükkana gelip "mıh vardır?" diyen bir vatandaşın öyküsünü anlattı.

22.01.1983: Tank taburu doktoru ile depodan, Ağrı'ya yeni gelmiş ordu malı kayaklardan birer çift alıp tümenin içindeki kayak evine gidiyoruz. Mesai saati ancak herkes tatbikat alanında hazırlık içinde olduğu için tümende bizi gören hiç kimse yok. Kayakların altı fiberglastı ve eski tahta kayaklara göre çok hızlı kayıyorlardı.Askeri potinler bir vida ile bu kayağa sıkıştırılıyordu. Düşme anında şimdiki kayaklar gibi ayağınızdan fırlama şansı yoktu. Kötü düşerseniz ayağınızın kırılması içten bile değildi.

İlerimizde Patnos'tan gelen komando birliği kayakla tatbikat yapıyor. Benim düşe kalka kayak yapmaya çalıştığımı gören bir çavuş koluma girerek beni pistten aşağı bir iki defa indiriyor, sonra bazı temel hareketleri gösteriyor. Onun sayesinde kayak öğreniyorum ve Ağrı'da tümendeki bu boşluktan yararlanıp bol bol kayak yapıyoruz.

Bu yazının üçüncü bölümünde başta da söz verdiğim gibi sizi daha fazla sıkmadan Ağrı anılarını bitireceğim.          21.02.2015

 

 
YORUM EKLE