1 Kasım Seçimlerinin Ardından
Türk seçim tarihinde bu millet neler gördü, neler yaşadı. 7 Haziran seçimlerinden sonraki gelişmeleri hayret ve ibretle izledi bu millet.
7 Haziran seçimlerinden sonraki gelişmeleri hayret ve ibretle izledi bu millet. Güler misin, ağlar mısın hesabı.
MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, seçim sonuçlarının açıklanmasını bile beklemeden “Biz ana muhalefet partisi görevini üstlenmek istiyoruz. MHP’nin içinde olduğu her türlü koalisyona hayır diyoruz” mealindeki açıklamalarıyla ülkeyi 1 Kasım seçimlerine götüren liderlerin başını çekti desek yalan olmaz.
Yeniden seçim kararı alınması sürecinde parti liderleri siyasi ihtirasları uğruna ülkesini, ekonomiyi, sanayiyi düşünmedi nedense. Gözlerini siyasetin hırsı karartmıştı sanki. Görmüyorlardı hiçbir şeyi ne yazık ki.
7 Haziran’da alınan sonuçlar da kabul etseler de etmeseler de milli iradenin bir tecellisiydi. Ancak o günden 1 Kasım seçim sonuçlarına kadar muhalefetin akıl almaz hırçın çıkışları ve birbirlerine “nankör”, “hain” gibi ağır suçlamalarını bir hatırlayınız.
7 Haziran sonrasında toplumsal kutuplaşma sürekli tetiklendi ve sonunda olan oldu. Ankara’da yüzden fazla kişi canlı bombalarla öldürüldü.
Yine şehitler geldi tüm illere. Kırşehir’e de vatan evlatlarının şehit cenazeleri geldi.
Ülke gerildikçe gerildi. Toplum patlamaya hazır hale getirildi ne yazık ki.
MHP’nin organize ettiği “şehitler için terörü protesto yürüyüşleri” düzenlendi. Sonunda hiç kimsenin tasvip etmediği olaylar yaşandı. Kırşehir’le birlikte pek çok ilde yapılan protesto yürüyüşleri amacından çıktı. Bazı beyinsiz zavallılar tarafından Kürt kökenli esnafların işyerlerine saldırıldı, yakıldı, yıkıldı.
Aynı istenmeyen olaylar “Ahi kenti”, “kardeşlik şehri” diye övündüğümüz Kırşehir’e de sıçradı. Bazı esnaflarımızın işyerleri yakıldı. Bin yıllık kardeşliğimiz zarar gördü. Sonuç, ülke böyle bir ortamda 1 Kasım seçimlerine götürüldü.
Ülke huzursuz, insanlar huzursuz.
Türkiye Cumhuriyeti tarihinde ilk defa beş ay sonra yeni bir tekrar seçime gidildi. Aslında 7 Haziran gecesi seçim kararı alınmıştı. 45 gün boyunca göstermelik koalisyon görüşmeleri yapılarak partiler birbirlerine el ense çektiler. Halk bu durumdan endişe duydu, tedirgin oldu.
AK Parti algıyı çok iyi yönetti. “Bakın ne CHP, ne MHP bizimle koalisyon kurmak istemiyor, tek çare yeni bir seçim” mesajı verdi.
MHP tabanı ise AK Parti ile koalisyona sıcak bakıyordu. Ancak MHP lideri Devlet Bahçeli’nin kendini tam olarak ifade edememesi, MHP seçmeninde tepkilere neden oldu.
Devlet Bahçeli’nin parti içerisinde Meral Akşener, Mansur Yavaş, Sinan Oğan gibi önemli isimleri liste dışı bırakması ne parti içi demokrasi anlayışı ile ne de parti yöneticiliği ile bağdaşmıyordu. Ama Devlet Bahçeli, yanındaki yıllanmış beş altı kişinin telkinleriyle bu isimleri silmişti. Ama bu durum MHP’ye pahalıya mal olacaktı. Ve oldu da.
Görüldü ki seçim sonucunda MHP’yi bu hale getirenler partinin duvarlarının altında kaldı. “Hayır hayır” diyerek zar zor barajı aşabildiler. Yüzde 4’lük oy kaybettiler. Şimdi geçen dönem TBMM’nin en kıyısında oturan yok saydıkları HDP’lilerin koltuklarına oturmak zorunda kalacaklar.
Daha hâlâ anlamadılar ne yazık ki. Partiyi bu hale getirmelerinden ötürü en ufak bir utanma emareleri göstermiyorlar, istifa etme büyüklüğü ve onurunu bile düşünmüşler değil.
Öyleyse Genel Başkanları ve Genel Merkez yöneticileri yapmıyorlarsa, MHP’nin tüm il ve ilçe teşkilatları toptan istifa etme erdemini derhal göstermelidir. Yoksa onlar da bu vebalin altında kalacaklardır.
İbret ve ders almak istiyorlarsa MHP’nin ilk kaynak pınarı olan Millet Partisi Genel Başkanı Osman Bölükbaşı’nın siyasi mücadelelerini okusunlar. Osman Bölükbaşı’nın zaman zaman neden istifa mekanizmalarını çalıştırdığını doğru analiz etsinler. Bundan dolayı kimse o büyük adama eğik büyük diyemedi, diyemez de. O Osman Bölükbaşı ki, hep dik oldu, dik durdu, adam gibi muhalefet görevi yaptı. İktidarlara kök söktürdü. Şereflice davasını bugünkü MHP yanlılarına Adana’daki olağanüstü kongrede bıraktı gitti.
Demem o ki, MHP’de bir lider değişimi şart görünüyor, hem de derhal ve acilen… Yeter artık bu millet Devlet Bahçeli ve ekibinin kaprislerine tahammülü kalmamıştır. Vatanını, milletini seviyorsa istifa etme büyüklüğünü göstermelidir.
Devlet Bahçeli, iyi bir devlet adamı, ne yazık ki başarılı bir siyasetçi değil. Kitleleri heyecanlandıramıyor”. Kamuoyunun mesajı böyle. Herkes anlıyor ve biliyor ancak onlar anlamamazlıktan geliyor. Lütfen anlayın artık. Daha hâlâ Devlet Bahçeli, “baş vermem” diyor. Sen baş vermediğin sürece bir dahaki seçimlerde gövdeni taşıyacak adam bulamayacaksın. Bunu son 1 Kasım seçimlerinde gördük.
7 Haziran seçimlerinde MHP’nin oyunu yükselterek Kırşehir’de milletvekili seçilen Prof. Dr. Yıldırım Türk te ne yazık ki Devlet Bahçeli’nin uyguladığı politikaların kurbanı oldu.
MHP içinde bundan sonra neler yaşanacak birlikte göreceğiz. Öyle anlaşılıyor ki Devlet Bahçeli’nin ortaya attığı “Seçim sonuçlarında Meclis’te 5. bir parti çıkacak” iddiası MHP içinden bir partinin doğabileceği izlenimini veriyor.
1 Kasım seçimlerinde CHP oy kaybı yaşamadı. Kırşehir gibi illerde oy kaybetti ama başarısızlık nedenlerinden milletvekili adayları ve parti yönetimi sorumlu olsa gerek.
CHP, seçim öncesi yapılan anketlerde de hep boşa çıkıyordu. Seçim gecesi alınan sonuçların ardından CHP’de de bir genel başkanlık yarışı başlatıldı bile. CHP seçim sonucunda oy kaybı yaşamasa da Kemal Kılıçdaroğlu ve tüm il ve ilçe örgütleri toptan istifa etmelidir. Yıllardır bu partiyi bu hale getirenler, yerel bazda partilerini kahve köşelerinden, bağ evinde, dağ evinde masa başlarında idare edenler CHP’den derhal uzaklaştırılmalıdır. Yıllardır onlar bu partiye çöreklenmişler, kendi işlerine güçlerine hayrı olmayan sözde CHP’yi sevenlerdir.
7 Haziran’da barajı aşarak yüzde 13’lük bir oy oranıyla 80 milletvekili çıkaran HDP, AK Parti’nin tek başına iktidar olmasını engellemişti.
20 Temmuz sonrasında başlayan terör olayları HDP’nin 1 Kasım’da oy kaybetmesine neden oldu. HDP bu seçimde barajı kıl payı geçerek Meclis’te en fazla milletvekilliğine sahip üçüncü parti oldu.
Seçim sonucu alınan başarısızlık bir yana HDP’nin bu dönemde de Kandil’in emrinden çıkamayacağı görünüyor. HDP, terörle arasına mesafe koymadığı sürece gelecek seçimde göreceksiniz kesinlikle Meclis’e giremeyecektir.
1 Kasım seçimlerinin tek galibi AK Parti oldu. Bütün devlet imkânlarını kullandı. AK Parti kadroları köy köy, ev ev, kadınlı erkekli dolaşarak destek istedi.
Kırşehir’de de özellikle herkesin sevdiği, hizmetleriyle adını unutturmayan, gerçek hizmet adamı Mikâil Arslan faktörü AK Parti’nin başarısında çok etkili oldu. Milletvekilliği onun hakkıydı, hakkıyla da kazandı. Onu bir kere daha kutluyorum.
O, Kırşehir için olmazsa olmazdı. O, ötekiler gibi değildi. O, adam gibi adamdı.
Diğer taraftan AK Parti, ulusal basını ve yerel medyayı çok iyi kullandı. Sosyal medya ve tüm haber ajansları AK Parti’ye çalıştı. Bunu kimse inkâr edemez.
AK Parti’nin oylarının artmasında, çözüm süreci denen gafletin sona erdirilmesinin de büyük etkisi oldu. Çözüm süreci, AK Parti’ye 7 Haziran’daki seçimi kaybettirmişti. Ama sonra bu hatanın farkına varıldı.
AK Parti, 3.5 aylık süreçte MHP’den yüzde 4, HDP’den yüzde 3 ve diğer partilerden de yüzde 3’e tekabül eden oranda oy geçişi sağladı. Anket şirketleri bile bu sonucu beklemiyordu. Onlar da tepe taklak oldu. Hatta şirketlerden birisi “Bundan sonra seçim anketlerine girmeyeceğiz” açıklamasını yaptı.
Görülüyor ki Türkiye, artık uzun bir süre seçim konuşmayacak. Sadece muhalefet partilerinin içindeki liderlik kavgaları gündemi meşgul edecek gibi gözüküyor.
Dört yılda bir yapılan milletvekili seçimleri yeniden beş yıla çıkartılabilir. Çünkü her seçim, ülkedeki toplumsal kutuplaşmayı daha da tetikliyor. Bu saatten sonra ülkenin gündemi ekonomi olmalı. Hükümet’in artık hiçbir mazereti kalmadı. Ülkede yaşanacak herhangi bir olumsuzluk karşısında “iç mihrak”, “dış mihrak”, “lobiler” laflarını artık kimse duymak istemiyor.
Bu millet, AK Parti’yi 4. kere tek başına iktidara getirdi.
7 Haziran’da iktidarı uyaran seçmen 1 Kasım seçimlerinde muhalefet partilerine de ağır bir uyarı mesajı verdi. “Dediğim dedikçi”, “uzlaşıdan yoksun”, “koltuk düşkünü”, “hayır, hayır da hayırcı” muhalefet partileri kendilerine bir çeki düzen vermek zorundalar.
Biz Kırşehir’de 40 yıldır yayınladığımız “Kırşehir Çiğdem” Gazetesiyle her seçimde olduğu gibi 1 Kasım seçimlerinde de tüm partilere eşit mesafede olduk. Gazetemizin kapısını çalanların, haberlerini gönderen her siyasi partiye yer verdik. Taraf olmadık, taraf tutmadık. Dün ne isek, bugün de böyleyiz. Bizim hiçbir siyasi partiyle bağımız yoktur. Bizim tek partimiz var o da Kırşehir’dir. Kırşehir’in menfaatleri için dün yazdıklarımızı bugün unutmadan yolumuza devam edeceğiz. Bugün desteklediğimizi yarın yapamadıkları için eleştireceğimizi de buradan ilân ediyoruz.
Bu yazımda başarısız olan partileri ve lideri eleştirmişsem, ya da başarılı olan liderleri ve milletvekilleri övmüşsem ülkemin ve Kırşehir’imin menfaatine olduğu için yaptım.
Bu saatten sonra nefret söylemi değil, barış ve kardeşlik dili kullanılmalı. AK Parti iktidarı da en çok eleştiri aldığı konulardan biri olan ötekileştirme algısını sona erdirmelidir.
Seçim sonuçlarının ülkemize, milletimize ve Kırşehirimize hayırlar getirmesini diliyorum. Kazanan ülkemiz ve milletimiz olsun.