“…Ben kapitalizmin temsilcisiyim …Beni Para İlgilendiriyor”
Tam da yazımı kurguladığım bu gün,yani 31 Ocak 2012 günü Vatan Gazetesi’ndeki bir haber oldukça ilgimi çekti ve haberin bir bölümünü de yazının başlığına yerleştirdim.
CHP Ankara milletvekili Sinan Aygün, “Ergenekon Davası”ındaki savunmasında çok ilginç sözler sarfetmiş: “…Ben kapitalizmin temsilcisiyim, beni para ilgilendiriyor…” diyerek güya darbe planlarıyla ilgisi olmadığını belirtmiş. Haberin sağ alt köşesindeki resmin altında da “… ben milliyetçi ve muhafazakarım…” diyor.
Ertesi gün aynı gazeteye göz attım. Yalanlama yok.
Çok ilginç. Enteresan…
CHP Ankara milletvekili kendisine milliyetçi muhafazakârım diyor.
Oysa bizim uğruna mücadele verdiğimiz parti olan CHP, benim bildiğim kadar “sosyal demokrat” bir partiydi. Ve kamuoyunda da halen bilindiği kadarıyla “sosyal demokrat” bir parti olarak muhalefet yapmakta.
Tüzüğünde, hükümleri var.
O zaman nasıl oluyor da, bir CHP milletvekili bu ifadelerle savunma yapıyor ve daha da vahimi hem partisi hem de parti içinden hiçbir kimse kendisine bir tek kelime söz söyleyemiyor/söylemiyor.
Kırşehir’de politika yapanlar, adaylık için binbir dalavere çevirenler, görevlerini yerine getirip etkin insanları bir kenara itmeyi başarabilenler, kendilerine “devrimci” diye toz kondurmayanlar en azından bu gazetedeki habere şöyle bir göz atıp “neler oluyor?” demiyorlar? Kamuoyunda sesleri ve solukları niye çıkmıyor?
“Aloo…” demek geliyor insanın içinden.
En temel konu ve bu yazı da artık burada kesilmeli ama gündemde bir kere daha kurultay var.
CHP’yi artık bir kurultay da kesmiyor. Yakın zamanda CHP iki kurultay birden yapacak.
Ne yazık ki böyle olacak.
Kimse kızmasın, darılmasın.
Bir gerçeği dile getirmeliyim. Herkesin bilip de bir türlü söylemeye cesaret edemediği bir gerçek. Kapalı kapılar ardında, kadroların birbirlerine söyledikleri ama yüzlere açıkça söylemeye cesaret edemedikleri bir gerçek:
Kırşehir’de CHP bir adım ileri gidemiyor, ne yazık ki… bu böyle…
Bu yapıyla ve bu anlayışla da gitmesi mümkün görünmüyor.
Bu gerçeği, sorumluluklarda payı olup da şimdi “onu bunu destekliyorum” diye demeç verenler de değiştiremezler. Zira halk daha önceki seçimlerde onların ne gibi dümenler çevirdiğini biliyor.
CHP Kırşehir’de, benim başkanlığını yaptığım zamanda, örgütün ve o çalışkan kadroların 2002 yılında kazandığı bir milletvekili başarısından sonra, günümüze kadar yapılan her seçimi kaybetti.
Bu başarı ve çalışma disiplini, örgütte geliştirilip güçlendirileceğine, örgüte giderek yozlaşma ve tembellik hakim oldu.
Kaybeden adaylar yeniden aday oldu, seçim kaybeden yönetimler gene yerinde kaldı.
Şakşakçılar her zaman ki görevlerine devam ettiler.
Hani CHP “değişimi” gerçekleştirecekti? Hani sayın Kılıçdaroğlu kadroları yenileyecekti?
Ama koltuğun o büyülü çekiciliği, bir süre sonra kendine bağlı kadroları getirmeyi gerektiriyor. Kendine bağlı olsun, kendine oy verecek delegeyi getirsin de kim ve nasıl olursa olsun.
“Türkiye’de iktidar olmak mı? O da ne demek ki? Yeter ki partide iktidar olayım.” Söylemi bir anda gerçek oluveriyor, sonra da “benim adım şu” söylemi kolaycılığına kaçıveriliyor.
Dün sayın Baykal’a, sayın Sav’a toz kondurmayanların, bugün onlar hakkında ipe sapa gelmez sözler söylediklerini biliyorum. Dün atıp tuttukları Gürsel Tekin’i bugün göklere çıkaranlar da aynı insanlar.
Bu insanlar,bu kadrolar her devrin ve her yönetimin adamı. Ve ancak varlıklarını da bu davranışlarına borçlular.
Niye? Diye sorduğunuzda da cevapları hazır: “ Biz CHP’liyiz. Kol kırılır yen içinde. Parti içinde yönetim eleştirilemez”
“ Ama…”diye başladığınızda da size verecekleri yafta da hazırdır. “Hain, dönek, AKP’ye oy verdi”
Çünkü gerçekleri ortaya dökmek her zaman onları rahatsız etmiştir. Ve onlar hiç çekinmeden akıl almaz iftiralarıyla bazı iyi niyetli ve etkin insanları o camiadan uzaklaştırmayı başarmışlardır.
Bu kısa tespit, belki de Kırşehir CHP tarihinin en özet ve masumane ifadesidir.
Gene, en önde gelen bir gerçek, herkesin söylemeye cesaret edemediği diğer bir gerçek:
CHP ,gene ne yazık ki –bugünkü haliyle - bazılarının ifade ettiği gibi “değişimci ve devrimci” bir parti değildir. Ve sayın Kemal Kılıçdaroğlu’da, kadrosunda bazı değerli kişiler olmasına karşın, bu süreci gerçekleştirecek bir lider değildir. Gene CHP, bu günkü haliyle ,sosyal demokratlıktan uzaklarda bir yerdedir. Gerçekten halkın partisi olmaktan oldukça da uzaktır. İnanmayanlar Sinan Aygün’ün Vatan Gazetesi’ndeki savunmasını defalarca okuyabilirler. Daha birkaç gün önce benzer eleştirileri de Mersin Milletvekili İsa Gök hiç çekinmeden dile getirdi.
Ama sanırım CHP , bu eleştirilerden ders almayacak.
Kim hangi oyu verirse versin, sayın Kılıçdaroğlu kazansın veya kaybetsin, herkese hoş gelen “değişim ve devrim” sözleriyle CHP’nin iktidar olamayacağı da kesindir.
Bir kavram,büyülü kavram ancak içi doldurulursa anlam kazanır.
İçi doldurulan kavramları da halka aktaracak bir örgüt gerekir. Ancak ve ancak örgütlü, disiplinli bir çalışma sonuca ulaştırır.
Oysa CHP örgütü, özellikle Kırşehir’de; bir türlü, doğru düzgün çalışmayı başaramıyor ve birbirini yemeye devam ediyor görünüyor.
Genel merkez de de pek çok sorun bir türlü aşılamıyor. Örgüt deneyimi olmadan birden bire CHP’nin başına gelivermiş sayın Kılıçdaroğlu’da, sorunların üstesinden bir türlü gelemiyor.
Sağdan soldan,kökenine bakmadan partiye doldurulan insanlar, şimdiye kadar kamuoyuna mal olmuş hangi çıkışı yapmışlardır da, CHP sayın Kılıçdaroğlu’nun gelmesiyle birden bire “değişimci” parti olabilmiştir.
Genel merkezde, kapı gibi bilinen, sağlam bilinen insanlar, dün avuçlarını patlatırcasına sayın Baykal’ı sayın Sav’ı alkışlayıp,onların yanında görünmek için birbirlerini ezenler, bir gün içinde yüzseksen derece dönerek sayın Kılıçdaroğlu’nun yanında birbirlerini ezmekteler.
Bu kadrolar mı değişim yapacak? Bu kadrolarla mı CHP “büyük değişimi,büyük yürüyüşü” başlatacak.
Geçelim.
Onların asıl derdi kendi iktidarları, kendi çıkarları.
Ya onlara inanıp binlerce fedakarlığa katlananlar…?
Ama onlar, Meclis’te, kendi fildişi kulelerinde, altı milyar küsür maaşı alıp keyf etmeye devam etmekteler.
Böyle mi olmalı CHP milletvekilliği.
Nerede o her biri iktidarı ayrı ayrı titretme kabiliyetindeki milletvekilleri,
Nerede her demeciyle kendi ilinde gündem yaratan il başkanları?
Nerede il ve belediye meclisi üyeleri, neredeler…?
Sanki yer yarıldı da yer içine girmiş gibiler…
Genel merkez kadrolarındaki iyi, etkin ve nitelikli insanlar, her zamanki gibi, gene bir köşeye atılmışlardır. Çünkü gerçekten halktan yana bir parti içinde onlara yer yoktur. Belki de onlar, artık, kendi içindeki mücadeleden bitap düşmüş durumdadırlar.
Partinin gündemi değiştirecek önemli projeleri yoktur. Yok olan projelerin hayata geçmesi söz konusu olamaz ve bu nedenden de bir türlü örgüt motivasyonu sağlanamaz.
Konu geniş ve uzun. Aslında da pek o kadar karmaşık değil.
İşin temeli ve önceliği özlenen bir lider…?
Başka bir yazımızda devam edelim.
Yazık…. Ve de üzücü.
İnanın bu satırları yazarken oldukça da zorlandığımı itiraf etmeliyim.