Ara
Paylaş : Google Paylaş : Facebook Paylaş : Yahoo Paylaş : Reddit Paylaş : Digg Paylaş : Blinklist Paylaş : Del.icio.us
İşine geleni sünnet bilmek
06.02.2012
Ali AKDOĞAN
aliakdogan@kirsehircigdem.com

Adli Tıp dersinde, öğretim görevlisi doktor ısrarla yineliyor; “12 yaşında bir çocukta rıza aramak hukuken komedi. Daha da beteri hâkim ve savcılardaki, 18 yaşından küçüklerin “Cinsel Dokunulmazlığına Karşı İşlenmiş Suçlar” ile ilgili olarak, hemen Adli Tıp’a başvurulması alışkanlığı... Bu durumu yaşayıp da, ruh sağlığı, beden sağlığı bozulmayan bir insan türü henüz yok. Yetişkin olanın dahi rızası dışındaki ilişki ruh sağlığını bozar. Aksinin ispatı gereken bir durum var. O hâkimin, savcının çocuğunun cep telefonu kaybolsa, yetkim vardı, yoktu demeden ortalığı ayağa kaldırıyorlar, ama bu olaylarda topu taca atıyorlar.”
Bu tür olaylar ile gerçek anlamda, ilk şark görevimde karşılaşmıştım. Muhatabım eşini kaybetmişti, yaşıtı birisinin “torunu için pazarlık” yapıyordu. Alış veriş için girdiğim dükkânlardan birisi idi. Önce “üzerime ne vazife” diye düşünüp, alışverişimi tamamlamaya çalıştım. Ama dayanılacak gibi değil idi konuşulanlar.  Konuşanları tanımıyordum, ama dükkân sahibi ile tanışmıştık. “Bu yaştaki birisiyle evlenmek mümkün değil ki?” diye konuşmaya karıştım. “Canım pazarlıkta anlaşalım, o iş kolay. Yaparız bir imam nikâhı…” diye pişkin pişkin sırıttı ihtiyar damat adayı.
Yeri gelmişken, “imam nikâhı” konusuna da açıklık getirmekte yarar var, sanırım. Türk Hukuk Tarihi dersinde Prof. Gülnihal Bozkurt, İslami anlayışla nikâhlanmanın “dört şartı var; kadın evli olmayacak, erkek en fazla üç evli olacak, iki tanık olacak, bir de kadına ‘mehir’ verilecek” dediğinde, öğrencilerden birisi sormuştu; “pekiyi neden imam nerede, hocam?”
İslam açısından nikâhın iki tanıkla “bilinir” hale getirilmesi o dönemde yeterli iken,” kayıtlı” hale getirilmesi de mümkündü. Kadının, eş olarak hakkını aramasını kolaylaştıran bir işlemdi. Kayıt işlemi kadılıklarda yapılmaktaydı. Bunun için müracaat edilmesi ve evlenme belgesinin alınması gerekliydi. O günün şartlarında, kadıya gidip derdini ve bu durumu anlatmakta insanların zorluğu vardı. Konunun İslam gelenekleri ve kurallarıyla ilişkili olmasından dolayı imamların bu olayda kendilerine rol yaratması asıl neden olsa da, okuryazar birisinin bulunup, bu olayı belgeye geçirmesi, o belgeyi kadıya götürüp deftere kaydettirmesi gibi nedenler ile imam bu süreçte yer almıştır. Sonuçta imam sürecin vazgeçilmezi gibi görülmeye başlanmış, işlemin adı da imam nikâhı şeklinde yerleşmiştir.
İnsanların kurala göre değil de “işine geldiği” gibi hareket ettiğinin tipik örneklerinden birisidir bu konu. Kadına verilecek “mehir” zamanla yerini Kur’an’a rağmen nasıl “başlık parası”, “bedel”, “berdel” gibi kadına değil de başkalarına haklar tanıyan bir takım sosyal gerçekliklere dönüştü ise, imama rol biçilmemiş bir evlenme sözleşmesinde imam, işlemin merkezi olabilmiştir.
 Resmî nikâh olmadan yapılacak imam nikâhının, kadına hiçbir kanunî güvence sağlayamayacağını bahse konu kız çocuğunun babası sıfatındaki adama anlatmaya niyetlenmiştim ki, kaşar damat adayı “nikâhta keramet vardır” mealinde bir nutka başladı. Bunun üzerine “Yahu amca, bunca bekâr, dul yaşıtın kadın var. Dengin birisini arasana, daha uygun olmaz mı?” gibi hiç istemediğim bir alana ben de dalmış bulundum. “Olur mu, Peygamberimizin sünnetidir. İbadet sayılır.” Peygamberimizin ilk eşinin kendinden on beş yaş büyük olduğunu “sünnet” olarak görmeyen bu anlayış, sanki onu küçük ile evlenmeyi yaşam tarzı haline getirmiş birisi olarak sunuyor. İnançlı birisi(?) için ne kadar çelişkili bir durum.
Aslında içinde yaşadığımız toplumun çaresiz kaldığında eline aldığı silah idi ileri sürdüğü; “Peygamber sünneti”. Kendi nefsini terbiye etmeyi beceremeyenlerin arkasına sığındığı korunaklı bir liman. “Nefsini terbiye et” diyecekler için de bir “dur, karışma” uyarısı. Hem ahlâksızca bir iş yapıp, hem de ibadetini yapmış bir insanın ruh huzuruyla yaşamına devam etmek için ne güzel bir gerekçe, ne anlamlı bir savunma. Bütün kirlileri atıp içinde aklayabileceğiniz bir tam otomatik çamaşır makinası sanki... Kendini savunurken, inancı kirleten bu tavır bugün de birçoklarının elinde güçlü bir kalkan.
Kız çocuğunu satma cüretini gösteren babaya, kadın satan anlamına gelen bir sıfat yakıştırılmamasının önünde de inancımızı pespayeleştirmeye yönelik bu tür savunmalar bulunduğu düşüncesindeyim. Namus cinayetlerinin de,  töre cinayetlerinin de, hiç ilişkisi olmadığı halde inanca dayandırıldığını, mahkemelere intikal etmiş vakalarda bu hastalıklı beyinlerin savunmalarında da rahatlıkla görürsünüz.
İşine geleni sünnet bilenlerin özellikle inanç için, inançlı insanlar için tehlike olduğunu görmemiz gerekiyor. İnanç sistemleri insanları doğruluğa, iyiliğe ve güzelliğe yönlendirdiği ölçüde anlamlıdır. Kini, nefreti, kötülüğü, bu tür ahlak dışılıkları mubah sayan bir inanç sistemi toplumların yok olmalarını çabuklaştırır. Sosyal ilişkilerde aklın, mantığın, hukukun rehber edinilmemesinin doğal sonucu bu olabilir.
Para ile satılan sadece bu talihsiz çocukların hayatı değildir, kirlenen sadece bir çaresizin namusu değildir. Bu gibi olaylara kalkışanların inanç üzerinden savunmalarını sineye çeken toplum da, o toplumu yönetenler de en az onlar kadar kendisini sorumlu hissetmeli, bu gibilerin elinden “işine geleni sünnet sayma silahı” alınmalıdır.

 

» Yorumlar Tüm Yorumlar


Yorum Ekle

Yazarla, yorumunuzu paylaşın !


» Diğer Yazıları
Güncel Anket bulunamadı.
DÖVİZ KURLARI
Flash Player Yüklü Değil !
Kırşehir Çiğdem Gazetesi
ARŞİV | KÜNYE | RSS
© Haber ve ilgili materyaller izinsiz ve kaynak gösterilemeden yayınlanamaz 2007 - 2012 Tüm hakları saklıdır. 
habersitesial.com,haber sistemi,haber sitesi, haber sitesi al, sitekur,habesitesial, habersistemi,haber sitesi tasarımı,haber sitesi kurmak,haber sitesi template,profesyonel haber sitesi, haber siteleri, habersitesi, haber sitesi kur, haber scripti,haber sitesi yazılımı