Kırşehir’in en etkin ve en çok okunan, Kırşehir’de gündem yaratan gazete olan gazetemiz Kırşehir Çiğdem’in dikkatli okurları “Uğur bey neden artık yazmıyorsunuz” diye arada beni uyarıyorlar.
Uzun süredir yazamayışımın nedenlerinden biri de, benim gündemimde olan fakat,değişik nedenlerle sürekli ertelelediğim konu olan “kitaplar” oldu.
Bazen kendi kendime, “İnsanlar kitap okumayarak nasıl yaşayabilirler?” diye düşünürüm.
Bu neden de, arada derede bir gazeteye göz atanlara,yakın gözlüğünü takmış,bu dünyadan uzaklaşıp kendini bulmaca dünyasına vermiş,gazete bulmacası çözenlere her zaman derin bir saygı duymuşumdur. Her ne kadar bulmacaya dalmış görünse de, arada o toplumda tartışılan konulara bir iki kelimeyle girmeleri onların pek de çevreden kopmadığının göstergesidir.
Gelelim kitaplara.
Uzun zamandır gündemimde olan kitapların çok büyük bir bölümünü bitirdim. Önemli notlar aldım. Bu konuyla ilgili ajandam da, bu notları güncelle birleştirdiğim geniş bir yazı konusu birikti.
İnsan biraz siyasetten uzaklaşınca,biraz günlük çevresinden uzaklaşınca ve gününü iyi planlayınca kendi planınını da uygulama imkanı bulabiliyor.
En son hafta okuduğum iki güncel kitap var.
Birincisi Ateş İlyas Başsoy’un “AKP neden kazanır, CHP neden kaybeder” adlı kitabı.
Ateş İlyas Başsoy son yerel seçimlerde, Sayın başbakanın sonuçlar için “Çok ama çok anormal bir durum”diye tanımladığı,AKP’nin bütün olanaklarını yığmasına karşın, Antalya’ da CHP’nin kazanmasını sağlayan bir iletişim uzmanı.
CHP’de siyaset yapan herkesin, bu kitabı okumasını tavsiye ederim. Hele hele “gönüllerinde bir yerlere aday olma aslanı” yatanlar bu kitabı mutlaka okumalılar.
Kör döğüşünün,birbirinin ayağını kaydırma siyasetinin onulmaz bir virus gibi sardığı CHP kadroları, kendi güncelleri olan “birbirini yiyip bitirme” mücadelesinden bir an gözlerini kaldırıp çevreye bakmalılar. AKP’nin neden başarılı olduğunun analizini yapmaya,bu analızden kendileri için dersler çıkarmaya başlamalılar.
Çünkü,bunu yapmadıkları zaman yarın çok geç olacak ve bir sekiz sene daha,kendileri için heder olacak.
Bence CHP’de pek çok insan,kadro, yüzde yirmilerdeki oy oranını yeterli bulup kendi içinde mücadele etmeyi seviyor. Çünkü bu oy oranının üzerinde oy oranlarını yakalayarak iktidar olmak demek gecesini gündüzüne katıp çalışmak demektir ki ; örgütlerin ve kadroların çok çok büyük bir bölümü artık tembelliğe iyice alıştı. Bu gözlemimin bir diğer dayanağı da parti içi seçimlerde örgütün gösterdiği o olağanüstü çaba ve gayret. Rakip kadrolar birbirlerini alt etmek için günler ve geceler boyu çabalıyorlar. En ücra köşedeki delegeye ulaşabiliyorlar,onları,parti içi seçim seçim günü her hal ve şartta mobilize edebiliyorlar. Ama genel ve yerel seçimlerde tam tersi bir durum gözlemleniyor. Örgüt büyük ölçüde içe dönüyor ve tembelleşiyor.
Oysa AKP, bunu tüm seçmenine uygulayıp; genel seçimlerde kendilerine oy verecek insanları mobilize etmeyi başarıyor.
Neyse,
Ateş İlyas Başsoy’un kitabı özellikle seçimlerde siyasiler için bir baş ucu kitabı olma özelliğini taşıyor.
Bu kitapla ilgili bir küçük not daha ve bu not da ibret verici. Yerel seçimlerden sonra gelen genel seçimlerde, Antalya’nın bu başarısı üzerinde hiç durulmuyor. CHP, bu değerli uzmana danışmayı bile düşünmüyor,Antalya başarısı analiz edilmiyor,bu uzman bazı nedenlerle –ki kitapta bu nedenler kişi isimleri verilerek ayrıntılı irdeleniyor- ekarte ediliyor.Buna karşın AKP genel merkezi ondan görüş istiyor,nasıl başarılı olduğunun ipuçlarını öğreniyor.
Ne kadar ibretlik bir durum… Ve bu gelişme ,genel seçimlerden sonra ki “başarılı olduk”söylemi benim yukarda verdiğimi yargıyı doğrular nitelikte.
Gelelim bu yazımda sözünü edeceğim ikinci kitaba:
Emekli Jandarma İstihbarat Astsubayı Hüseyin Oğuz’un Ocak 2012 de Paraf yayınlarından çıkan “Karanlık Güçler Çeteler ve Faili Meçhul Cinayetler” adlı kitabı.
PKK terörünün en azgın günlerinde,vatanın bölünmezliği için canını hiçe sayan yiğitlerden biri Hüseyin Oğuz. Hizmet süresinin hemen tamamını Doğu ve Güneydoğu’da bu kanlı terör örgütüyle mücadele içinde geçirmiş fakirlikten gelme inançlı bir halk çocuğu.
Kendi hayat hikayesini anlatmış kitabında. Bir solukta okunan bir kitap. Bu mücadelede yasal yollardan sapan güvenlik görevlilerinin yaptıkları ve canını hiçe sayıp şehit olan kahramanlarımızın ibret verici mücadeleleri sergileniyor.
Susurluk komisyonuna verdiği ifadelerle kamuoyunda “Yeşil”diye bilinen kişinin kimlik bilgilerini deşifre eden, “Yüksekova Çetesini”deşifre eden bir astsubay Hüseyin Oğuz. Verdiği bu dürüst mücadelede karşılaştığı zorlukları ve yaşam mücadelesini hiç süslemeden öylece anlatmış bu kitabında.
Emekli olup çobanlık yapma zorunda olduğu o sıkıntılı günlerini de aktarmış. O günlerde yaşamının nasıl tehlikeler atlattığını açıklamış.
Günümüzde yaşananlara da ışık tutmakta bu kitap. Güvenlik güçlerimiz o günden bu güne epeyce olumlu mesafe kat etmişler.
Her şeyin daha iyiye gideceği,ölüm haberlerinin gelmeyeceği,insanların yüreklerinin yanmayacağı günlerin özlemi içinde okuyorsunuz bu kitabı.
Bir yandan bu kitabı ibretle okurken;bir yandan da bir milletvekilinin “Silah Kürtler için bir garantidir” sözünü içiniz burkularak ve endişe ile dinliyorsunuz. “Acaba o milletvekilinin oğlu kızı çocuğu varmıdır?” Diye düşünüyorsunuz. “Yakınını kaybetmiş o acıyı yaşamışmıdır?” Diye düşünüyorsunuz. Eğer bunlar varsa ve yaşanılmışsa o zaman sorun daha da vahim bir hal alıyor.
Şimdi zaman, iyiyi,güzeli,kardeşliği, düşünmek zamanıdır, “gelecek güzel günleri” düşünmek ve her yönüyle çok çok uygarlaşmış,ileri demokrasiye geçmiş bir toplumda bu güzel günleri mutlulukla yaşabileceğimiz ülkemizi hayal etmek zamanıdır.
Sizleri de fazla sıkmadan bazı yazılarımda okuduğum ilginç kitapları sizlere tanıtmaya ve notlarımı sizlerle paylaşmaya devam edeceğim.