Eski günleri, eski dostlukları, eski Kırşehir’i hatırlıyorum da elem duyuyor, üzülüyorum.
Peki o eski günler güzel miydi?
Belki o kadar da güzel değildi ama dönüp geriye baktığımız zaman, geçmiş yılları çok daha güzel buluyorum.
Eskide bir hatır, sevgi, hoşgörü vardı. Şimdi böyle mi?
İşte yaşadığımız Kırşehir’e bir bakın. Çevrenizdeki insanları, yakınlarınızı şöyle bir değerlendirin. Var mı dürüstlük, var mı vefa?
Her geçen hoyratça bozulan insani değerleri gördükçe, yaşadıkça tabi ki eskileri daha çok arıyor, daha çok özlem duyuyoruz.
Bugüne geliyorum, izliyorum bugünleri…
Bazen “bundan kötüsü olmaz!” diye düşünüyorum.
Eskiden de büyük sıkıntılar, büyük sorunlar vardı. Gelir düzeyimiz düşüktü. Eğitimde, sağlıkta, ekonomide, sosyal yapımızda bin bir sorun belimizi büküyordu.
Fakat o zamanlar bu kadar mutsuz değildik. Çünkü gelecekte umudumuz vardı. Güvenimizi yitirmemiştik. Önümüzdeki her türlü engeli, zorlukları aşacağımıza inanıyorduk.
Bugün bakıyorum koca Türkiye’de, bütün insanlarda akıl almaz bir yılgınlık hakim.
Halkın büyük bir bölümü güvenini kaybetmiş, asık yüzlü, karamsar insanlar ülkesi haline gelmişiz.
Sanayisi olmayan, sürekli göç veren, giderek küçülen Kırşehir’e bir bakın. İçine düştüğü durum yürekler acısı.
Yaşı ilerlemiş hemşehrilerimize, geçmişi çok iyi hatırlayan Kırşehirlilere soruyorum “Acaba bana mı öyle geliyor? Yanılıyor muyum?” diye sorduğumda aldığım cevap ise şöyle:
“Hayır! Yanılmıyorsun. Eski günler daha güzeldi. O günlerde tüm yokluklara, zorluklara, sorunlara rağmen insanlarımız daha canlı, daha neşeliydi. Yüzler gülüyordu. İnsanlarda saygı, sevgi ve hoşgörü en üst düzeydeydi. Zengin ve varlıklı insanlar fakir ve zor durumda olan insanları görür, gözetirdi. Bugün böyle mi? İnsanlar bugün menfaati için selam verip alıyor. Menfaati için bir siyasi partinin arkasında koşturuyor. Menfaati ve çıkarı yoksa insanlık ilişkileri de yok!”
Doğru söze ne denir?
İnsanlar artık gülmeyi unuttu. Esnaf, sanatkar, emekli, memur, işçi, çiftçi, öğrenci zor günler yaşıyor. Geçinemiyorlar.
Ufukta içimizi ısıtacak, insanları aydınlatacak bir umut ışığı da gözükmüyor.
Güzel günler mazide kaldı.
Peki ne yapıyoruz biz?
İnsanlar sus-pus!
Menfaatleri için bile bile karaya ak diyorlar.
Çıkar her şeyin önüne geçmiş.
Yaşanan bir çok olumsuzluğa hiç kimse tepki göstermiyor. Tepkisiz bir toplum olduk.
Herkes hakkına razı gözüküyor. Kimse haykırmıyor. Kimse sesini yükseltemiyor.
Şöyle etrafınıza bir bakın. Çıkın şu sokağın haline bir bakın. İnsanlar vurdumduymaz, saygısız, kültürsüz. Neye benzetirseniz benzetin.
Bu toplumla mı bizi Avrupa Birliği’ne alacaklar?
Bu toplumun duyarsızlığı mı, korku mu, endişe mi nedir bilmiyorum ama insanlar sinmiş bir halde.
Hani demokrasi?
Hani ileri demokrasi?
Demokrasi istiyor muyuz, istemiyor muyuz?
İstiyorsak nasıl bir demokrasi istiyoruz?
İstenilen gerçekten demokrasi mi?
İleri demokrasi mi?
Hatırlayınız son yılları, son ayları.
Ülkemizde neler oluyor, neler bitiyor?
Siz bunları nasıl anlıyor, nasıl yorumluyorsunuz?
Geleceğimizi nasıl görüyorsunuz?
İşte iktidar, işte ana muhalefet.
Halkın sorunları, ülkenin geleceği ne durumda?
Seçimlerden çıkalı şunun şurasında altı ay oldu.
İktidar da, ana muhalefet de aynı tas, aynı hamam.
Hiçbirisi ötekine sevgiyle, hoşgörüyle yaklaşıyor mu? İllâki dediğim dedik.
Kendisine oy veren insanların umutlarıyla, hayalleriyle oynadıklarının farkında değiller.
Partilerin amacı kavga, kısır çekişme mi?
Yoksa parti millete hizmet mi?
Parti dedik de ülkemizde tarlada biten mantarlar gibi bol bol siyasi partiler kuruldu. Bol bol tabela partileri var. Sayısını bilmiyorum. İpin ucunu kaçırdım. Çünkü 50’nin üzerinde siyasi parti var. Bunlardan 15 tanesinin Kırşehir’de 12 Haziran seçimlerine katıldığını biliyorum.
Dini siyasette kullanmak, ülkemizde en etkili yöntem. Böyle olunca halk kolay kandırılıyor.
12 Haziran seçimleri öncesi yeni kurulan siyasi partilerden birinin lideri, televizyonların birinde “Cuma namazını Allah’ın izniyle Kocatepe Camii’nde kılacağım” diyordu.
Güya, amacı ne kadar dindar olduğunu göstermek!
Burada yeri gelmişken Türk siyasetinin dürüstlük abidesi, büyük Türk milliyetçisi hemşehrimiz Osman Bölükbaşı’ya bir defasında sormuştum da “Hayatım boyunca bütün sektörleri tetkik ettim. En kârlısının din ticareti olduğunu gördüm. Bugün ülkemizde ne acı ki dini siyasete alet eden partiler ve insanlar var. Bu çok tehlikeli bir yaklaşım. Türkiye’de politika yapan insanlar önce dürüst olacaklar, sonra bütün insanları karşılıksız, tarafsız bir şekilde kucaklayıp sevecekler” demişti.
Yukarıda özetlediğim “Cuma namazını Kocatepe Camii’nde kılacağım” diyen politikacı hazır televizyona çıkmışken ülke sorunlarını anlatsaydı daha iyi olmaz mıydı?
Türkiye’yi bugün içinde bulunduğu sorunlardan nasıl kurtaracağını, Avrupa Birliği ile ilişkilerimizi nasıl düzenleyeceğini, yabancı ülkelere olan borçlarımızı nasıl ödeyeceğini, büyüyen işsizliğe nasıl çare bulacağını, halkın refah seviyesini nasıl yükselteceğini, sağlık sorunlarına nasıl çözüm getireceğini, bölünmeye doğru giden ülkemizde birliği nasıl sağlayacağını…
Evet, bunları anlatsa çok daha iyi olmaz mıydı?
İşin kolayı halkı başka şeylerle kandırmak.
Politika denilince ülkemizde bu anlaşılıyor.
Nerde kaldı birlik ve beraberlik duygusu?
Hani sevgi?
Hani herkesi kucaklayan anlayış?
İşte onun için ülke olarak, insan olarak bugün sevgiye o kadar muhtacız ki…