Cumartesi günü Cumhuriyetimizin 88. kuruluş yıldönümünü Van depremi nedeniyle maalesef hükümetin iptal etmesi nedeniyle kutlayamadık.
Son iki haftadır Türkiye’nin üzerinde kara bulutlar dolaşıyor.
15 gün önce Hakkari’nin Çukurca ilçesinde 24 kahraman askerimiz ve polislerimiz 30 yıldır kan döken bölücü vatan haini PKK militanlarınca şehit edildi.
Bütün Türkiye ayağa kalktı, bir anlamla Türkiye ayaklandı. Bütün illerimizde, ilçelerimizde gözyaşları arasında şehitlerimizi bir bir törenlerle toprağa verdik.
Bayraklarla donatıldı, bütün caddelerimiz, sokaklarımız, ev ve işyerlerimiz.
Protesto gösterileri düzenleyerek hain PKK’lıları halk lanetledi.
Cumhurbaşkanı, Başbakan, bakanlar, partilerin liderleri şehit cenazeleri nedeniyle yurt dışı ve yurt içi gezilerini iptal ettiler. Devlet ve hükümet sözcüleri şehit cenazelerine katılıp, evlerinde de başsağlığı dileklerinde bulundular.
Şehitlerimizin acıları sürerken Van’da ve ilçesi Erciş’te 7.2 büyüklüğündeki depremle sarsıldı Türkiye…
Deprem bölgesindeki halk 10 gündür acılar içerisinde kıvranırken, bütün Türkiye tek vücut oldu, onlar için yardım kampanyaları düzenleyerek adeta yarıştılar.
İşte böyle bir ortamda şehitlerimizin cenazelerini toprağa vereli 15, Van depreminde hayatını kaybedenleri de 10 gün oldu.
Böyle bir süreç yaşarken Cumhuriyet Bayramı’na bir hafta kala Van depremi bahane edilerek bu yıl kutlamalar hükümet tarafından iptal edildi.
Bütün Türkiye şehitlerimize, Van depremine üzüldü. Bu üzüntülerine bir yenisi de Cumhuriyet Bayramı kutlamalarının iptal edilmesi oldu.
Cumhuriyetimiz kurulalı 88 yıl oldu. Cumhuriyetimizin ilan eden büyük Atatürk ölüm döşeğinde yatarken bile kutlamalarının iptal edilmesini istememiş ve “Benim milletim Cumhuriyetini göğsünü gere gere coşkuyla kutlasınlar” demişti.
O günlerden bugünlere geldik. Oysa Cumhuriyet demek milli birlik demek ve asıl böyle günlerde önemlidir.
Biz Türk Milleti olarak tasa da, sevinçte de tek yumruk olmasını bilen milletiz. Cumhuriyetimizin kıymetini de çok iyi bilmeliyiz.
İşte Arap ülkelerinin içine düştüğü durum. Ne demokrasi var, ne insan hakları var, ne yaşam hakları var. Onun için Atatürk’ün ve Cumhuriyetimizin kıymetini ve değerini çok iyi bilelim.
Ulu Önder Atatürk Cumhuriyeti ilân ettikten sonra tüm kutlamalara katılmış, sadece 1938 yılındaki kutlamaya ölüm döşeğinde olduğu için katılamamasına rağmen iptal etmemiş, Celâl Bayar’la mesaj göndermişti.
Atatürk’ün gönderdiği mesaj aynen şöyle:
“Memleketini, en buhranlı ve müşkül anlarda zulümden, felaket ve musibetlerden ve düşman istilasından nasıl korumuş ve kurtarmışsan, Cumhuriyet’in bugünkü feyizli devrinde de vazifeni aynı bağlılıkla yapacağına hiç şüphem yoktur.
“Bugün Cumhuriyet’in 15. yılını mütemadiyen artan büyük bir refah ve kudret içinde idrak eden büyük Türk Milletinin huzurunda kahraman ordu, sana kalbi şükranlarımı beyan ederken, büyük ulusumuzun iftihar hislerine de tercüman oluyorum.
“Türk vatanının şan ve şerefini dahili ve harici her türlü tehlikelere karşı korumaktan ibaret olan vazifeni her an ifaya hazır ve amede olduğuna, benim ve ulusumuzun tam inancımız vardır. Cumhuriyet Bayramı’nın 15. yıldönümü kutlu olsun…”
29 Ekim Cumhuriyet Bayramı’nın kutlamalarının iptal edilmesi herkesi üzdü.
Oysa Türkiye savaşlar içinde olmuş, deprem ve afet felekatleri yaşamış, yıllardır teröre binlerce şehit vermesine rağmen Cumhuriyet Bayramı kutlamalarını iptal etmemişti.
Ben şahsen torunum Ayberk ve yeğenim Batuhan’ı ellerinden tutup Cumhuriyet Bayramı kutlamalarına götüremedim. Onları Büyük Atatürk’ün kurduğu ve “en büyük eserim” dediği Cumhuriyet’in faziletini, önemini anlatamadım. Onlara kahraman askerlerimizi ve polislerimizin geçit törenlerini izlettiremedim, gösteremidim. Bu üzüntü benim gibi pek çok insanı da üzmüştür.
Peki Cumhuriyet Bayramı kutlamaları iptal edilince ne oldu sanki?
Halk yine evlerine, işyerlerine bayraklar asarak Cumhuriyet Bayramı’nı kutladı sessiz de olsa. O eşsiz insan Atatürk’e olan bağlılıklarını ve sevgilerini bir kere daha gösterdiler, Cumhuriyetimize sahip çıktılar.
Son yıllarda ülkemizde pek çok olumsuzluklar, sıkıntılar yaşanıyor.
Cumhuriyetimizin 88. yılını çok sayıda sorunun oluşturduğu dumanlı bir havada, umutları gölgeleyen bir kaos içinde geride bıraktık.
Aslında, 88 yılda büyük gelişmeler sağladık. Mucizevi başarılara tanık olduk. Tüm bunlara büyük Atatürk’ün muhteşem devrimleri sayesinde ulaştık.
88 yıl önce 29 Ekim 1923’te nasıl bir Türkiye vardı?
Hayatı, yakın tarihimizi incelemekle geçen ve bu konuda önemli kitaplar yazan Turgut Özakman, Cumhuriyet yönetiminin görevi devraldığı tarihteki Türkiye’yi şöyle anlatıyor:
“13 milyon nüfus… İlkel bir tarım… Sıfıra yakın bir sanayi… Madenlerin büyük çoğunluğu, limanlar ve var olan bütün demiryolları yabancı şirketlerin yönetiminde… Ülkede 153 ortaokul ve lise, sadece bir üniversite var…
Halkın yüzde 7’si okur-yazar… Bu oran kadınlarda yüzde 1 bile değil. Ekonomik bakımdan yarı sömürge… Kişi başına gelir 4 lira… Kişi başına ortalama kamu harcaması 50 kuruş!
Altyapı her alanda yetersiz… Bilim hayatı ve düşüncesi yok sayılacak düzeyde… Anadolu, yetersiz medreselerin elinde… Her yanda tarikatlar, tekkeler, dergahlar var…
Yasalar çağın gerçeklerinin çok gerisinde… Kadınların ilkel olarak toplumsal hayatları ve hiçbir hakları yok…
Kadınların da bir gün erkekler gibi doktor, mühendis, avukat, vali, belediye başkanı, milletvekili, bakan olabileceklerini hayal etmek bile zor… Ne seçme hakları bulunuyor, ne de seçilme… Kısacası, vatandaş sayılmıyorlar..
Ülke bütünüyle ve pek çok alanda Orta Çağ’ı yaşıyor…”
İşte sevgili okurlarım Cumhuriyetimizin 88 yıldönümü kutlamalarını maalesef bu yıl hükümet iptal edince doyasıya, gönlümüzce kutlayamadık.
Atatürk devrimleri umutsuzluktan, yepyeni güçlü, büyük Türkiye yarattı. Onun için devletimizin ve cumhuriyetimizin kıymetini bilelim.
Türkiye işte o günlerden bugünlere geldi ama ne zorluklarla geldi. Hala içerideki ve dışarıdaki hainlerin bölmeye çalıştığı Türkiye Cumhuriyeti’ni bölmeye, yıkmaya, zayıflatmaya hiç kimsenin gücü yetmeyecektir. Bu millet Cumhuriyet’le doğdu, Cumhuriyet’le yaşıyor.
Şimdi yine sormak istiyorum. Türkiye o karanlık günlerden bugünlere geldi. Yani nerelerden geldik, şimdi ne durumdayız, nereye gidiyoruz?
Bunu bir bilebilsek, ya da geldiğimiz yeri bir hatırlayabilsek o zaman laik Türkiye Cumhuriyeti’nin değerini daha iyi anlayacağız. Ama maalesef zaman zaman görüyoruz, tanık oluyoruz. Atatürk ilkeleri hırpalanıyor, yok edilmeye çalışılıyor.
Bu duygu ve düşüncelerle kutlayamadığımız Cumhuriyetimizin 88. yıldönümü bu millete kutlu olsun.