Ara
Paylaş : Google Paylaş : Facebook Paylaş : Yahoo Paylaş : Reddit Paylaş : Digg Paylaş : Blinklist Paylaş : Del.icio.us
Ekim
27.10.2011
Ali AKDOĞAN
aliakdogan@kirsehircigdem.com

Tarih; 30 Ekim 1983, Yer; Köprüköy-Erzurum…
Büyüklüğü 6,9 (Ms ) olan bu depremde, Boğaziçi Üniversitesi Kandilli Rasathanesi ve Deprem Araştırma Enstitüsü kayıtlarına göre; 1.155 kişi ölmüş, 537 kişi yaralanmış, 3.241 konut ağır, 3 bin konut orta ve 4 bin konut hafif hasar görmüş, 30 bini aşkın hayvan telef olmuştur.
O yıllarda Pasinler’de idik.
29 Ekim Cumhuriyet Bayramı etkinlikleri nedeniyle geç yatmıştık.
30 Ekim sabah saat 07.00 gibi, yataktaki anlamsız sarsıntı ve boğuk bir gürültü ile uyandık.
Bir apartmanın en üst katında, beşinci katta oturmakta idik.
Sarsıntı o kadar güçlü idi ki, yatak odasından salona güçlükle geçebildik.
Salondaki avizeler tavana vuracak şekilde sallanıyordu. Vitrinde ne var, ne yok ise hepsi yerlerde idi.
Meslek gereği betonarme yapılar konusunda iyi kötü fikir sahibi idim. Ancak bir duvarın baklava dilimi şekline girebileceğine görmesem inanmazdım.
Yaşlı bina depreme dayanmıştı.
Sarsıntılar kesildiğinde, kendimizi güçlükle aşağı ve dışarı atabildik.
Artçı sarsıntılarla enerji nakil hatlarının direklerinin aldığı garip şekiller, çoluk çocuk sokağa dökülmüş insanların heyecanlı tepkileri henüz bir buçuk yaşında olan Erkan’ı eğlendiriyordu.
Pasinler, blok bir kayanın üzerine kurulmuş tarihi Hasankale’nin eteklerine sığınmış bir yerleşim merkezidir. Depremin merkezi olan Köprüköy’e mesafesi yirmi kilometredir. Bu depremi hissetmiş, ancak, sanırım, zemin özelliği nedeniyle bir zarar görmemiştir.
Verilen görev gereği, Köprüköy’e ilk ulaşanlardan birisi idim.
O zamanlar bir belde olan Köprüköy’de, belediye ve ilkokul binası betonarme, camii taş yapılar idi. Camiin minaresi yıkılmış, ama bina genel olarak iyi durumda idi. Diğer yapıları, vatandaş ne buldu ise onun ile yapmış, kimse de “ne yapıyorsun” dememişti.
Depremin meydana geliş saatinde, köyün insanlarının bir bölümü hayvanlarını ahırlardan çıkarmak ile meşgul olduğu için, neredeyse tamamı harabeye dönmüş köyde hayatta kalabilmişlerdi. Genelde, yıkıntıların altında kalanlar çocuklar idi.
Bölgeye gelen iş makinelerinin de yardımı ile, enkaz altında kalanlara ulaşabilmek için büyük bir çaba gösterdik. Birkaç mucizevi olay dışında, hiçbir şansımız yoktu.
Çünkü, toprağın harç olarak kullanıldığı evlerin damları, soğuğa karşı korunabilmek için bir metreye varan toprak höyükler şeklinde idi. Bu tarz yapılanma hasarı ve kayıpları artıran önemli bir etken idi.
Bir evden üçü çocuk yedi ceset çıkarmıştık.
En yürek burkanı da, birkaç aylık bebeği kucağında ev duvarı ile bahçe duvarı arasına sıkışıp hayatını kaybeden genç kadının durumu idi. Evde yaşayanları koruyacak bahçe duvarı da, evin toprak damı da bu iki bahtsıza yakınlarının kurduğu “ölümcül bir komplo” idi.
Ev sahibinin 1983 model 0302 Mercedes otobüsü kapının önünde duruyordu. Ev ahalisi, bu toprak yığınını ev olarak kullanmak yerine otobüsün içinde olsa idi, bu acı kaderi yaşamayacaklardı, elbette.
Yine Ekim ayındayız, nerede ise kırk yıl sonra benzer bir olay, yine deprem ile yüz yüze kalıyoruz.
Teröre kurban verdiğimiz yiğitlerimizin acısı yüreklerimizde tazeliğini korur iken, bu bölgede yaşamanın bir başka faturası önümüze konuveriyor…
Ekim ayı, adını aldığı şekliyle, ekim-dikim ayı iken, son yaşananlar ile, ne yazık ki, “Azrail’in hasat ayı”. Kaybettiğimiz insanları geri getiremeyeceğimizi biliyoruz. Allah rahmet eylesin.
Ancak, bu tür acıların yaşanmaması için sorumluları bir kez daha duyarlı, kurallara saygılı olmaya davet etmek gerekiyor.
Sorumlular, sadece merkez-i idarenin veya yerel yönetimlerin elemanları değil. “Seksen yılda bir afet olacak diye bu kadar masraf etmeye değmez” diyenlerden, “Sana ne, üzerine vazife mi?” diyenlere kadar herkesin verilen canlarda ve tüm kayıplarda payı var.
Türkiye’nin bir çok yeri gibi, Kırşehir de, öğündüğü Terme ve Karakurt Kaplıcaları’nın işaret ettiği tehlikeyi görmek zorundadır. Deprem bölgesindedir. Yapılanmasını, imarını dere yataklarından, gevşek zeminlerden kurtarmalıdır. Bu konuda kimsenin takdir hakkı, takdir yetkisi olamaz, olmamalıdır.
Bu vurdumduymazlığımız devam ettiği müddetçe, daha büyük acılar yaşayacağımız ayan beyan ortadadır.
Ekim aylarının, yıkım ayları olmaması elimizdedir. Yeter ki, dört yıl önce bir Ekim günü kaybettiğimiz Orhan Baycan’ın önemsediği gibi; “vebal”, “kul hakkı”, “tüyü bitmedik yetim hakkı”, “şeref” ve “haysiyet” sözcükleri dağarcığımızda olsun…
 

» Yorumlar Tüm Yorumlar
» yüreğinize sağlık adnan yeter - 02.12.2011 12:16:49
yüreğinize sağlık; tarih tekerrür den ibadettir denir, önemli olan ders çıkartıp tekrar aynı acıları yaşamamalıyız.

» Diğer Yazıları
Güncel Anket bulunamadı.
DÖVİZ KURLARI
Flash Player Yüklü Değil !
Kırşehir Çiğdem Gazetesi
ARŞİV | KÜNYE | RSS
© Haber ve ilgili materyaller izinsiz ve kaynak gösterilemeden yayınlanamaz 2007 - 2012 Tüm hakları saklıdır. 
habersitesial.com,haber sistemi,haber sitesi, haber sitesi al, sitekur,habesitesial, habersistemi,haber sitesi tasarımı,haber sitesi kurmak,haber sitesi template,profesyonel haber sitesi, haber siteleri, habersitesi, haber sitesi kur, haber scripti,haber sitesi yazılımı