![]() |
![]() |
![]() |
![]() |
![]() |
![]() |
![]() |
![]() |

Toplum Destekli polislerden eğitime destek..Herkes memleketiyle, doğduğu yerle, çocukluğunun, gençliğinin geçtiği şehri çok iyi tanır ve onunla gurur duyar.
Ben de çocukluğumu yaşadığım, gençliğimi ve her şeyimi ona borçlu olduğum, tarih ve kültür şehri, ozanlar diyarı, evliyalar kenti diye övündüğüm, bırakın bir Kırşehirliye, köpeğine dahi söz söyletmeyen birisi olarak, ekmeğini, yediğim, suyunu içtiğim Kırşehir’e zaman zaman çok üzülürüm.
Kırşehir’i çevre illerle kıyaslayarak sanayileşemediğimizi, tarımda, hayvancılıkta hep geriye gittiğimizi, termal turizmden nedense başka iller ve ilçeler gibi adımızı duyuramadığımıza üzülür dururum.
Hep derim ki “Adına tadına kurban olduğum Kırşehir, ne kadar güzelsen, o kadar kadersizsin” diyerek isyan ederim Kırşehir’in kara bahtına…
Demokrasi gazisi olduğumuzu savunurum hep…
Siyasetçilerden hiçbir zaman gereği gibi kamu ve özel yatırımlar alamadığımıza üzülür dururum.
Biliyorum zaman zaman üzüntümüzden, kahrımızdan deriz ki “Kırşehir’in toprağından mı, suyundan mı bir şey var? Nedense onmuyoruz. Hasetlikten, çekememizlikten birbirimizi büyütmemekten elimizden gelen, dilimizden dönen karalamaları yakıştırırız bilerek, bilmeyerek, isteyerek, istemeyerek…”
“Orta Anadolu’nun evliyalar şehri diye gururlanırız hep…
Osmanlı Devleti’nin kurucusu Şeyh Edebali’nin Kırşehir’li olduğuyla övünürüz.
Türk esnaf ve sanatkarının piri Ahi Evran-ı Veli’yle, Hacı Bektaş-ı Veli, Ahmed-i Gülşehri’nin Kırşehir’de koyun koyuna yattığını, ilk Türkçe’yi Kırşehir’de konuşan ve yazan Aşık Paşa’yla, tarihte ilk uzayı inceleyen gök medresesini kuran Caca Bey’le, Yunus Emre’yle, tarihimizle, kültürümüzle, bu kutsal topraklarda çadır kurmuş, otağ açmış ulu evliyalarla ne kadar övünsek azdır. Bu durum belki hiçbir ile nasip olmayan tarih ve kültür şehri olarak Kırşehir’in büyüklüğünü gözler önüne serer.
Ancak bütün bu güzelliklerin yanında tarih kitaplarını okuduğumuz zaman, bilim adamlarını dinlediğimiz zaman Kırşehir’de yaşamış, bu topraklara gömülmüş ulu erenlerimizin asırlar önce yaptıklarını, yaşadıklarını öğrendiğimiz zaman Kırşehir’in bugün neden kalkınamadığını, neden onmadığını üzülerek görüyor ve öğreniyoruz.
Ve ondan sonra diyoruz ki Kırşehir’in toprağından mı, suyundan mı diye hayıflanıyoruz.
Geçenlerde Milliyet Gazetesi’nde Melih Aşık’ın köşesinde “Hoca’yı kim öldürdü?” yazıyı okuyunca doğrusu Kırşehir’imiz adına bir kere daha üzüldüm.
Yazıda şöyle diyor:
“Mizah hayatımızın kahramanı Nasrettin Hoca yatağında mı ölmüştü?
Hayır öldürülmüştür.
Üstelik te hoşgörü ve sevgi timsali Mevlana Celalettin Rumi tarafından öldürtüldüğü söylenir.
Doğu-Batı Dergisi tarafından hazırlanan “Halil İnalcık Armağanı 2” adlı derlemede ilginç bir yazı yer alıyor. Yazan Prof. Mikail Bayram; Selçuk Üniversitesi Tarih Bölümü Öğretim Üyesi.
Prof. Bayram’ın tespitlerine göre.
Latifeleriyle ünlü Hoca Nasrettin devlet adamı, düşünür, yazardır. Vezirlik, kadılık ta yapmıştır. 25 dolayında eser vermiştir. Ancak Anadolu’yu işgal ederek Selçuklu Devleti’ni hakimiyetleri altına alan Moğollara ve Moğol yanlılarına başkaldırdığı için bu tarafları unutturulmuş, günümüze ancak latifeleri ile ulaşmıştır.
Hoca “Hace” Nasrettin, kitaba göre, Mevlana Celalettin Rumi’ye karşı da mücadele etmiş, Nisan 1261 (659) tarihinde Kırşehir’de Mevlana’nın oğlu Alaaddin Çelebi ile birlikte öldürülmüştür.
Mevlana oğlunun, Hoca’dan ayrılmadığı için evlatlıktan uzaklaştırılmıştır.
Selçuklu hükümdarı İzzettin Keykavus’un vezirliğini yapmış olan Hoca, Kırşehir’de Moğol yanlısı iktidara karşı bayrak açar. İsyanı bastırmaya Mevlana’nın müritlerinden Caca oğlu Nurettin memur edilir.
Caca oğlu Kırşehir’de tüm isyancıları kılıçtan geçirir. Nasrettin Hoca ile Mevlana’nın oğlu Alaaddin bu katliamdan öldürülürler.
Siyaseten karşı kutuplardan yer aldıkları gibi felsefede de ayrı taraflarda yer alırlar Mevlana ile Hoca Nasrettin. Mevlana hakikatı bulmada aşk ve sevgiyi ölçü olarak alırken, Nasrettin Hoca aklı ve araştırmayı esas alır. Hoca’nın kitapları gün ışığına çıkartılır, araştırmalar derinleştirilirse daha fazla aydınlanacağız.”
Yani bu açıklamalarda öğreniyoruz ki Kırşehir tarihinde asırlar önce yaşanan olaylar ne yazık ki Kırşehir’in çok büyük intizar ve beddua aldığı, bundan dolayı olsa gerek onmadığı anlaşılıyor.
Bu konuyla ilgili “Ahi Baba” Mustafa Karagüllü’ye Prof. Dr. Mikail Bayram’ın böyle bir iddiasını anlattım. “Ahi Baba” bu konuda bizlere şunları söyledi:
“Prof. Mikail Bayram benim kırk yıllık dostum. Ben onu bilmem kaç defa Kırşehir’e getirdim. Ahilik Sempozyumlarında konuşturdum. Mikail Bayram’ın bugün ışığına çıkardığı iddiasını yıllar önce bana da anlatmıştı. Ama onun anlattığı asırlar önce yaşanmış ve orada kalmış. Unutulmuş, küllenmiş. Biz bugün Kırşehir’de Ahi Evran-ı Veli hazretlerini de Caca Bey’i de, Aşık Paşa’yı da, Hünkâr Hacı Bektaş-ı Veli’yi de seviyoruz ve onlara büyük saygı duyuyoruz. Onların eserlerine, felsefelerine sahip çıkıyoruz. Biz onları bugünkü haliyle seviyoruz ve saygımız var.”
“Ahi Baba” doğru söylüyor. Asırlar önce Moğollar döneminde yaşanmış bir olayı yeniden gündeme getirmenin faydasının olmayacağına inanıyoruz.
Biz Kırşehir olarak onlarla anılıyor, onlarla tanınıyoruz. Tabi ki bugün bu değerlerimizi olduğu gibi kabul ediyor, seviyor, sayıyor ve sahipleniyoruz.
Asırlar önce yaşananlar geride kalmış, unutulmuş, küllenmiş.
Biz bugün Kırşehir’in bugünkü durumunu düşünelim. Kim Kırşehir’de Kırşehir’in hayrına, menfaatine faydalı iyi bir şey yapıyorsa ona destek verelim, sahip çıkalım.
| » Yorumlar | Tüm Yorumlar |
| » Diğer Yazıları |