Ara
Paylaş : Google Paylaş : Facebook Paylaş : Yahoo Paylaş : Reddit Paylaş : Digg Paylaş : Blinklist Paylaş : Del.icio.us
Kırşehir’in eski kahvehanelerinden bugünkü kahvehanelerine!..
10.10.2011
Şevket Güner
krscigdem@hotmail.com

Kapalı mekanlarda sigara içilmesinin yasaklanmasından sonra ortaya çıkan tablo, bütün Türkiye’de olduğu gibi Kırşehir’de de ilginç görüntüleri, ilginç buluşları beraberinde getirdi.
Sigara yasağından en çok kahvehane ve restoranlar etkilendi.
Bugün Kırşehir’de kahvehane kültürü tamamen yok oldu. Sokaklarımız sigara içenlerin işgali altında. Herkes bu durumdan rahatsız. Apartmanlarda oturanlar rahatsız, işyeri sahipleri rahatsız. Caddelerde gelip geçemeyen aileler rahatsız.
Bu durum karşısında halkın beklentisi yerel yönetimlerce sokak işgallerine son verilmesidir. Bu onların asli görevidir. Halkın huzur ve dirliğini sağlamak onların başlıca görevlerindendir. 
Bundan yarım asır önce, yani elli yıl önce kahvehanelerin ve hanların bulunduğu Kırşehir’i çok iyi hatırlıyor ve biliyorum ki ne güzel gelenek ve göreneklerimiz vardı. Bugün hepsi yok oldu.
Kahvehane denilince eskiden aklımıza gelen sohbet edilen çay-kahve içilen yer gelirdi.
Kırşehir’in Çarşı içerisindeki muhtelif yerlerinde kahvehaneler vardı. Bugünkü yazımızda sizleri o kahvehanelere götürmek, anılarınızı bir kere daha yaşatmak istiyorum.
Bundan yarım asır önce Kırşehir’in en işlek ve kalabalık caddesi, adı birkaç kere değişe değişse bugünkü Prof. Dr. Mehmet Ali Altın Bulvarı’nın bulunduğu caddeydi. Caddenin adı önce “Eski Hükümet Caddesi” oldu. Sonra “Refik Saydam Caddesi”, daha sonra “Stadyum Caddesi”, şimdi de “Prof. Dr. Mehmet Ali Altın Bulvarı” olarak değiştirildi.
Bu caddede Kız Meslek Lisesi’nin bulunduğu yerde yıkılan eski Hükümet Konağı, bugünkü Öğretmenevi’nin bulunduğu yerde Halk Evi ve Erkek Sanat Okulu vardı. Polis Evi’nin olduğu yerde ise “Hususi Muhasebe Müdürlüğü” yani Özel İdare Müdürlüğü ve Matbaası ile Halk Kütüphanesi vardı. 
Eski Hükümet binası ve Jandarma’nın bu caddede olması nedeniyle bütün avukat ve doktorların yazıhaneleri,  fotoğrafçılar, arzuhalciler de buradaydı.
Örneğin Dr. Tevfik Özenbaş, fotoğrafçı Tufan Eyüboğlu, Foto Sağlam’ın sahibi Münir Sağbili, arzuhalci Ahmet Şimşek bu caddenin tanınmış simalarındandı.
Fotoğrafçı Tufan Eyüboğlu’nun dükkanının içinde bir de su kuyusu olduğunu, bu kuyuya soğuması için filenin içinde karpuz salladığını eskiler çok hatırlarlar.
Hızırağa’da oturan arzuhalci Ahmet Şimşek her gün faytonla gelir gider, Adliye ve Hükümet Konağı’nın aynı binada olması için bol bol dilekçeler yazardı. Sonra bir gün arzuhalci Ahmet Şimşek evinde av tüfeği ile intihar etti.
Yine bu caddenin en işlek mekanlarından birisi de Rasim Usta’nın işlettiği “Sülükçülerin Kahvehanesi” bulunuyordu. Bu kahvehanenin seçkin müdavimleri vardı. Mesela aklıma gelen isimlerden bazıları şöyle:
“Bıyıklı Galip” Galip Şener, Bağbaşı mahallesinden bizim ustaların değişmez “konservatuvar müdürü” “Etem’in Hacı” Hacı Süleyman Mutlu, İlköğretim Müfettişi Cevat Cem, öğretmen Naci Akanay, Öğretmen Okulu Müdürü Osman Karagülle, Nadir Seyfelioğlu, Katırcıoğlu, Orman Memuru Ahmet Ersan ve oğlu gazeteci Ertuğrul Ersan, Kürt Hüseyin ve Kürt Osman Ünlü kardeşler, “Mucurlu Deli Ali” Ali Erol, “Şoför Alo” Ali Fenerli, “Cimşitin Necmettin” Necmettin Karaca,”Civeleğin Mehmet” Mehmet Atay, Beşir Kemal Öçlü, “Cakcağın Mehmet” Mehmet Bıyıklı, Recep Baycan, “Rahmi Bey”  Rahmi Erdem, Nejat ve Vedat Sülükçü Kardeşler, Çıta Kemal, Terzi Alaattin Ersin, Beden Terbiyesi Müdürü Celal Yükselen, Sarı Tevfik Kurutluoğlu, Bıyıklı Ali Rıza Kurutluoğlu, Cuma Torun.
Bunlar büyük çoğunluğunu “Sülükçülerin Kahvehanesi”nde geçirir, kahvelerini söyler, nargilelerini içerlerdi. Kahveci Rasim Usta da her zamanki gibi sabah ezanıyla birlikte kahvehaneyi açar, havalandırır ve ocağın altına meşe kömürlerini yakar, çayları demlemeye başlardı. Bugünkü gibi tüpgaz, ya da doğalgaz yoktu. Akçakent’te getirilen torba torba meşe kömürleri kahvehanenin bodrumuna depolanır, kıştan yaza kadar çay-kahve demlemede kullanılırdı. Tabii meşe kömüründen yapılan çay ve kahvelerin tadı da bir başka olurdu.
 Kahveci Rasim Usta’nın müşterilerinin hepsi varlıklı, görgülü, kültürlü insanlardı. Sohbetleri başka, dostlukları bir başkaydı.  Hepsi de genelde ehli keyif, akşamdan kalma insanlardı.
 Sabah kahvehaneye gelen bu müdavimler “Rasim Usta sade bir kahve rica ediyorum” diye başlarlar ve ona takılmadan da edemezlerdi. Kahveci Rasim Usta’nın oğlu Hacı Keleş’ te yıllarca babasına hizmet etti. Hepsinin ruhları şad olsun.
 Daha sonra 1970’li yıllarda belediyenin üst tarafına Şehir Kulübü’nün açılması ile Sülükçüler Kahvehanesinin müşterilerinin büyük çoğunluğu buraya üye olup geçtiler. 
 Bugün Kale’nin eteğinde yıkılıp yerinde yeller esen “Sülükçülerin Kahvehanesi”ni Rasim Usta uzun yıllar çalıştırdı. Sırtında beyaz gömleği ile sessiz, sakin, her gün tıraş olan Rasim Usta hemşehrilerinin ve müşterilerine büyük keyif dağıtan bu güzel insanlar yok artık.
 Kahvehaneci Rasim Usta’nın uzun yıllar yanında soyadını hatırlayamadığım garsonu İsmail vardı. O da her gün beyaz önlüğünü giyer, tıraş olur, kemerine bağlı deride yapılmış bozuk para cüzdanı ve bakır ya da sarıdan yapılmış tepsilerle kahve ve çay servisi yapardı.
Kahvehanenin ocağa yakın duvarında 15-20 tane de nargile takımı vardı. Bu nargilecilerin kahveyle, sigarayla nargilelerini fokurdatırken ne kadar keyif aldıklarını görürdüm.
Çarşı içinde “Tavşanın Kahvehanesi”, “Çardak Kahve”, İhsan Ertatar’ın Kahvehanesi gibi başka kahvehanelerde vardı. Bütün kahvehanelerin olduğu gibi bu kahvehanelerin de seçkin müşterileri vardı. Çarşı esnafı “Çardak Kahvehane”ye, 25-50 yaş arası Kırşehirliler ise “Tavşanın Kahvehanesi”ne giderlerdi.
“Çardak Kahvehane”yi soyadını hatırlayamadığım Seyfettin adında bir hemşehrimiz işletirdi. Bugünkü Akbank’ın bulunduğu yerin Mini Çarşı’ya bakan bölümünde ise İhsan Ertatar’ın kahvehanesi vardı. Burada da çarşı esnafı ve değişik insanlar otururdu. Bu kahvehanenin müdavimleri de domino taşı oynarlardı. Kahvehaneci İhsan Ertatar kahvehanenin bir kenarında dolap içine yerleştirdiği gazozları soğutmak için üzerine kalıp kalıp buz koyar, müşterilerine buz gibi gazoz satardı. Çok sempatik ve güleryüzlü insandı.
Çarşı Cami’nin yanında ve üst katında bulunan kahvehaneye de hamallar, yumurta, çekirdek, deri, tiftik, yün alım-satımı yapanlar gelirdi. Örneğin Hamal İbrahim Ağa’yı Kasap Tahsin gibi isimleri hatırlıyor ve biliyorum. Burada Hamal İbrahim Ağa çok güzel domino taşı oynardı. Masanın etrafına bütün müşteriler toplanır, bu domino taşı oynayanları büyük zevk ve heyecanla izlerlerdi.
Hamal İbrahim Ağa öyle zevk alırdı ki izleyenleri adeta şoka eder, heyecanından fırladığı gibi masanın üstüne çıkardı. Kahkahalar, gülüşmeler, alkışlar arasında küçük bardak demli çaylar da içilirdi.
Şimdi anılarda kalan o kahvehaneler şehirlerin birer kültür mekanlarıydı. Okuma salonu, sohbet ve muhabbet ehli insanların mekanıydı. O yıllarda bütün kahvehanelerde iskambil kağıtları, tavla ve domino taşı oynanırdı. Bugünkü gibi okey yoktu.
Kapıcı Camii’nin yanındaki Tüccarlar İş Hanı olarak bilinen yerde “Karagüllü’nün Hanı” vardı. Buradaki büyük kahvehanenin yanında kebapçı Ethem Ağa’nın lokantası bulunuyordu.  Bu kahvehaneye genelde pazarcılar, çerçiler, lastik ayakkabı ve hazır elbise satan seyyar satıcılar gelir, handa atını, eşeğini bağladıktan sonra yandaki Emniyet Oteli’nde kalırlardı.
Kebapçı Ethem Ağa’nın kebabını yemek nasip olmadı ama, eskiler çok iyi bilirler ki Kebapçı Ethem Ağa’nın yaptığı kebabın kokusu adeta Kırşehir’i kaplarmıştı o yıllarda.
Ahiliğin merkezi olarak bilinen Kırşehir’de Ahilik geleneğine uyan, mesleğine hile katmayan, nerde Kebapçı Ethem Ağa gibi ustalar? Nerde Hacı Perçinel’in tadı damakta kalan tas kebabını, kuru fasulyesini yapacak usta? Şimdi eskilerden haşlama, paça ve işkembe çorbasıyla ünlü “Turşu” olarak bilinen Miktad Türkay hemşehrimiz var. O da artık son demlerini yaşıyor. Diğerlerinin hepsi anılarda kaldı. Bir de Çarşı Camii’nin arkasında eski Zafer Garajı’nın olduğu yerin yanında “Topçu” olarak tanıdığımız Bıyıklı Ramazan Kaya vardı ki onun yaptığı paçayı da genelde lokantanın yanındaki Kürt Mehmet Ağa’nın işlettiği handa kalan pazarcılar ve bazı ehli keyif kişiler yerlerdi.
Terme Caddesi’nde de Faik Paşa’nın sahibi olduğu “Gidi Mehmet”in işlettiği başka bir han vardı. Buranın müdavimleri de genelde pazarcılardı. Çünkü o yıllarda Pazar önce bugünkü  Burhan Ulutan Caddesi olan Medrese Mahallesi’ne çıkan ana yolda, daha sonraki yıllarda da Terme Caddesi’nde kurulurdu. Kemal Hotomaroğlu’nun belediye başkanlığını döneminde yapılan bugünkü Pazar yerine geçildi.
Bugün Kırşehir nereden nereye geldi? Kırşehir her alanda olduğu gibi kahvehane kültürünü de tüm değerlerini de kaybetti. Belki bütün Türkiye böyle oldu. Ama pek çok ilin yöneticileri, belediye başkanları, şehrin ileri gelenleri, çarşılarını, bedestenleri, çeşmelerini korudular ve koruyorlar.
1966 yılında hemşerimiz Dr. Ünal Anıldı’nın hükümet tabibi olarak Ankara Merkez Hıfzıssıhha Enstitü Müdürlüğü’ne gönderdiği 26 mahalle çeşmelerinden alınan su örnekleri ve çeşmelerin isimleri var. Ama şu anda hiçbirisinin ne adı kaldı, ne de yeri.
Bir zamanların kahvehanelerinden bugünkü çay ocaklarına yaptığımız yolculukta görüyorsunuz kaldı mı kahve ve kahvehane kültürü?
Belediye Başkanına bu konuda çok büyük görevler düşüyor. Kahvehaneler ve çay ocakları pırıl pırıl hale getirilmeli, eskiden olduğu gibi beyaz önlükler içerisinde bakır ya da pirinç tepsiler üzerinde çay ve kahve servislerinin yapılmasını sağlamalı. Bunu yapan, uygulayan bazı il ve ilçelerimizin olduğunu biliyoruz.
Karar vermek, başlatmak demektir. Kırşehir’i tarih ve kültür şehri olarak tanıtmak, yaratmak bu şehrin “Şehri emini” olan Sayın Belediye Başkanı Yaşar Bahçeci’ye çok büyük görevler düşmektedir. Kendisi sadece talimat verecek, uygulamaları yerinde izleyecektir.
Yazımı sonlandırırken sayın Başkan; yaptığınız eserlerle, hizmetlerle anıl anılmak istiyorsanız yukarıda belirttiğim Kırşehir kültürünü dilerim yeniden yaşatırsınız. Dilerim siz de uzun yıllar anılırsınız.

 

» Yorumlar Tüm Yorumlar
» zaman geciyor ali bayram - 09.11.2011 15:37:03
zamana ayak uydurmak lazım tm eskıler on numara ama sımdı eskılrı anmak ama zamana ayak uydurmak lazım ama cok guzel bır sehır kırsehır ınsan eskılerle yasayınca uzuluyor bende yasamamak ıstıyorum

» Kültür şehriyiz ama bekir keskiner - 15.10.2011 11:07:54
Şevket Bey, Şarkıdaki gibi "Maziye bir bakıver ,neler neler bıraktık".Sayenizde şehrimizin geçmişine yolculuklar yapıyoruz.İnsan fanidir gider ama kültür neden korunmaz bilmem ki?Anlattıklarınızdan sadece Sülükçüler Kıraathanesini hatırlıyorum.Hatta 90 lı yıllara kadar da bina yerinde idi.Geçen TRT de seyrettim,Kırşehir Türkler tarafından kurulan şehirler arasında sayılmakta idi.Bedestenimiz de vardı.Bir Cumhuriyet Okulumuz vardı,koruyamadık.Umarım kalemiz de aynı akıbete uğramaz.Yöneticilere görevlerini hatırlatarak,bu kültür şehrini korumalarını öğütlediğiniz için sizi kutluyorum.Ayrıca,şehrimizle ilgili bu güzel hatıraları paylaştığınız için ayrıca teşekkürler.Çiğdem farkı da bu olmalı değil mi?Selamlar ,Saygılar

» yok artık mustafaALTINORDU - 13.10.2011 00:24:04
Ne o kahveler kaldı nede o kahveleri çalıştıran güzel insanlar ve güzel müşteriler,hepsi ya terki diyar etti, yada rahmete erdi,çok güzel geri dönmeyecek güzelliklerdi onlar.

» Diğer Yazıları
Güncel Anket bulunamadı.
DÖVİZ KURLARI
Flash Player Yüklü Değil !
Kırşehir Çiğdem Gazetesi
ARŞİV | KÜNYE | RSS
© Haber ve ilgili materyaller izinsiz ve kaynak gösterilemeden yayınlanamaz 2007 - 2012 Tüm hakları saklıdır. 
habersitesial.com,haber sistemi,haber sitesi, haber sitesi al, sitekur,habesitesial, habersistemi,haber sitesi tasarımı,haber sitesi kurmak,haber sitesi template,profesyonel haber sitesi, haber siteleri, habersitesi, haber sitesi kur, haber scripti,haber sitesi yazılımı