Seçim sonuçlarını hem genel hem de yerel anlamda değerlendirdiğim iki dizi halinde yayınlanan yazılarımda muhalefetin başarısız olduğunu belirtmiş ve genel hatlarıyla başarısızlığın nedenlerine vurgu yapmıştım.
Bu yazılarda MHP’den ziyade CHP eleştirilmişti.
Çünkü, kendine oy veren % 25’lik bir seçmen grubu vardı. Bu yazımda da, ana önermelerim CHP üzerine olacak. Çünkü “sol” kavramı içinde sayılabilecek örgütlenmeler ve onlar üzerine görüş belirtmek bu yazının konusu içine girmeyecek.
CHP, son seçimlerde, inandırıcı, gerçekçi politika ve projeleri iyi bir örgütlenme ve başarılı bir çalışmayla halka aktarabilseydi; daha yüksek oy oranlarına ulaşabilirdi.
Ancak, oy oranları ne kadar artarsa artsın, bu artış CHP’yi iktidara taşıyamayacaktı. Çünkü, karşısında Türkiye’nin yeni yapılanmasını çözmüş, tabandan her kademede görev alarak yetişen ve yeni yapılanmaya uygun karizmatik bir lider bulmuş, yeni yapıya uyumlu, özgün bir örgütlenme modeli geliştirmiş, üst ve alt yapısını kurmuş, değişimi benimsemiş, durağan örgüt modelinden dinamik örgüt modeline geçmiş, yeni sosyolojik yapının, gelişen yeni sermayenin desteğini almış ve bu sermayeyi giderek güçlendirmenin kendisi için yararlarını yaşamış, kendine özgün tanımlamasını yaparak sloganlarını belirlemiş, devlet ve bürokrasi içindeki kadrolarını oluşturmuş ve geliştirmiş ,uluslar arası desteklerini pekiştirmiş bir model vardı.
Bu arada bir gelişmeyi de belirtmeliyim. Haksızlık olmasın. CHP’de genel başkan yardımcısı Prof. Sencer Ayata’nın 22 Temmuz 2011 tarihli Vatan Gazete’sinde yayınlanan röportajı, CHP’nin yeni sosyolojik yapılanma ile ilgili bir çalışma içinde bulunduğunu göstermektedir ve ilerisi için umut vericidir.
Yazımın başlığında “sol” kavramının yanına neden ünlem işareti koydum?
Merak etmişsinizdir tabii ki.
Şimdi yazımızın esas can alıcı ve tartışılacak bölümüne gelmek üzereyiz.
Dikkatinizi çekmek isterim ve sizleri benim de –ne yazık ki- atladığım, kitaplarını okumakta bir hayli geç kaldığım bir aydınımızla tanıştırmak isterim.
İdris Küçükömer.
Aslında sol ve sağ cenahta siyaset yapan herkesin okuması gerekli kitaplardır Küçükömer’in kitapları.
“Türkiye’de aslında sağ soldur,sol da sağ” deyimiyle kendine özgü bir tartışma zemini yaratan İdris Küçükömer 1987 yılında vefat etti.
Küçükömere göre “sol” Türkiye’de Batı’daki gibi ortaya çıkmamıştır. Klasik anlamda sola oy verecek kitleler sağ partilerin tabanı altında, sağa oy verecek kitleler de sol partilerin tabanı altında birikmiştir. Küçükömer “Batılılaşma, Düzenin Yabancılaşması” adlı kitabında : (Bağlam Yayınları 5. basım 2007) “Türkiye’nin “sağ güçleri” batıcı-laik bürokratik güçleri temsil eden Jön Türklerin İttihat ve Terakki kanadı, Birinci Meclis’te CHP Fırkası, CHP, Ortanın Soludur. “sol” güçleri ise Hürriyet ve itilaf, DP,Adalet Partisidir” tezini savunur.
Yani tüm yargılarımızı tepetaklak eder.
Bu konular halen çok tartışılan konular arasındadır.
Ne var ki gelişmeler İdris Küçükömer’i haklı çıkarmaktadır.
Bu gün AKP’nin ve CHP’nin oy tabanlarına bakarsak bu tezlerin ne denli geçerli olduğunu görebiliriz.
İşte, temel sorun ve benim geçen yazımda vurguladığım açıklamaya çalıştığım ve bu yazımda biraz daha açacağım tez olan “ Türkiye’nin sosyolojik ve sınıfsal yapısı değişiyor” tezi ve bu gelişmeye uygun yapılanmanın geliştirilmesi, CHP’yi yeni temelleri üzerine oturtacaktır. Böyle olması gerekmektedir.
Tarihiyle yüzleşmekten korkmayan ve bu gelişmeyi iyi okuyarak isabetli politikalar üreten yeni bir yapılanma yeniden belirlenen değerlerle uyumlu halk tabanının oylarına kavuşabilecektir.
Oral Çalışlar, “AKP’nin Başarısı, CHP’nin Çözemediği ya da Atladığı Konu”lu yazısında: (Radikal 11.05.2011) “…İç Anadolu’da yeni ve muhafazakar bir orta sınıf oluşuyor, bunlar şiddetten ve statükodan uzak duruyorlar” tespiti yapılıyor, CHP, bu gelişmeyi “es” geçtiği için eleştiriliyordu.
Diğer bir deyişle benim “sosyolojik yapıdaki değişim” deyimim yaklaşık bu tespit.
Biraz gerilere gidelim. 1970’li yıllara:
O yıllarda gene sosyal yapıda kıpırdanmalar oluyor. Şerif Mardin o yılları şöyle değerlendiriyor: (İdris Küçükömer’le Türkiye Üzerine Tartışmalar. Profil yayınları Ağustos 2010)
“…Ortaya çıkan bu yeni sosyal yapıda kendilerine yer bulamayan insanların sayısı artıyor. Sosyal yapıdan hoşnut olmayanların sayısı büyüyor. 1973 genel seçimlerine bakıldığında ilginç noktalardan birisi gerek CHP lideri Bülent Ecevit’in gerekse MSP lideri Erbakan’ın seçim konuşmalarında ortak bir temayı ortaya koymuş bulunmalarıdır. Şimdiye kadar iktisadi vagona güçlerini katamamış olan insanların CHP ya da MSP iktidara geldiği takdirde artık vagona katılma olanağı bulabileceklerini işleyen bir temaydı bu…”
“…Gerek Ecevit’in, gerekse Erbakan’ın başarısı bu söylemlerle halkı ikna etmesinden gelir. Her iki partinin de hitap ettikleri seçmen tipi kendilerini iktisadı gelişmeye şu ya da bu nedenle katılamamış hisseden kişilerdi doğrudan doğruya.”
Ecevit bu sosyal gelişmeyi görmüş, ona uygun “sol söylemler ve sloganlar” geliştirmiş, halkı ikna etmiş,inandırmış ve % 41 oy oranlarına ulaşmayı başarmıştı.
Şimdilerde aynı olayı, yeni sosyal yapıyı çözüp o kesimi ikna edebilmeyi sayın başbakan başarı ile uyguluyor.
1970’li yıllarda geniş halk kesiminde “iktisadi vagona güçlerini katma isteğinde olan kesimler hızla büyüyüp genleşirken; Türkiye’nin sermaye yapısında da kıpırdanmalar olmaktaydı.
% 41 oy oranıyla bir başarı grafiği yakalayan CHP, ne yazık ki bundan sonra gücünü iç çekişmelere verdi.
İç çekişmeler aynı bir kanser gibi CHP’yi kemirdi, eritti.
Geniş halk yığınlarını etkileyen,gelecekte etkileyecek olan sosyolojik analizler gerektiği gibi yapılamadı. Sermaye yapısındaki değişim algılanamadı. MSP (Milli Selamet Partisi) nin gidere artan çarpıcı oy oranlarının nedeni irdelenemedi.
Adeta % 41’in zafer sarhoşluğuyla,günümüze kadar süren bir tembellik hastalığı içine girildi. Artık halkı bıktıran iç çekişmeler de bu hastalığın tuzu biberi oldu.
Aslında “sol”un aymazlığı, değişen Türkiye’yi ve yeni sınıfsal analizleri çözememesi onun tarihsel bir saplantısından da kaynaklanmaktaydı.
Sol da , solda siyaset yapanlar da, aydınlar da, uzun yıllar o saplantı içinde gelişmekte olan bir yapıyı atladılar.
Oysa Türkiye’de sınıfsal yapı değişiyordu. Sosyolojik yapı ve sermayenin yapısı değişiyordu.
Türkiye’de sol’un bu sosyolojik yapıyı ve değişimi zamanında teşhis edememesi, dolayısı ile, bu gelişmelere karşı uygulanacak taktik ve stratejik belirsizliklere de neden oldu.
Çünkü sol ve sol da farz edilen aydınlar, uzun sürüler laik- anti laik tartışması üzerine yoğunlaştılar. Başörtüsü uzun yıllar gündemin ana maddesi haline geldi.
Ama bu konularda bile kalıcı ve kabul edilebilir çözümler üretilemedi.
Hamasi nutuklardan,duygusal çıkışlardan öte halkı ikna edici yöntemler geliştirilemedi.
Bir soru ve yanıtla bitirelim yazımızı.
Soru: “CHP bu durumda ne yapabilir?”
El cevap: “Çok ve çok çalışabilir. Çalışmalı. Tek şans bu. Yeni lider, yeni örgütlenme modeli, yeni program, yeni sloganlar, yeni taktik ve stratejiler. Ve en az on yıllık bir projeksiyon.