GERÇEKTEN her alanda duyarsız bir toplum olduk. “Bana dokunmayan yılan bin yaşasın” hesabı kendimize bir şey olursa o zaman tepki gösteriyoruz, başkalarına olunca “boş ver!” diyor, umursamıyoruz.
Kırşehir'de yaşıyoruz. Ekmeğini yiyip, suyunu içiyoruz. Ama maalesef etrafımızda olup bitenden bihaberiz. Bunu her alanda örnekleyebiliriz.
Kaldırımlara esnaf sattığı ürünleri çıkarır, yayaların geçişini zorlar “kimse niye böyle oluyor?” demez.
Çay ocakları, kahvehaneler masa sandalyelerini kaldırıma, hatta yola dizer, geleni geçeni rahatsız eder, kimse tepkisini ortaya koymaz (Haa bu konuda Belediye Başkanımız bir adım atmıştı seçim öncesi, kaldırıma, yola masa sandalye koyup gelip geçeni rahatsız edilmesini önlemişti, ama sonra bundan birileri baskı yaparak vazgeçirerek durdurdular galiba ki yine aynı çirkin manzaralar devam ediyor. Kırşehir’de herkes Başkan Bahçeci’den çözüm istiyor)
Parka oturup yediğini, içtiğini oraya atıp giderler kimse “Ya kardeşim niye bunu buraya atıyorsunuz?” deyip uyarma gereği duymaz.
Bu örnekleri daha da çoğaltmak mümkün.
Özetle etrafımızda, çevremizde o kadar olumsuzluklar yaşanıyor, ama hiç kimse bu konuda tepkisini ortaya koymuyor. Aynı apartmanda oturup, ağlayanı, bağıran çağıranı duymayan, hastayı sayrıyı bilmeyen, ölenden haberi olmayan bir toplum olduk.
Toplum olarak ne yazık ki giderek yozlaşıyoruz, benliğimizi, kültürümüzü kaybediyoruz da farkında değiliz.
O kadar eğitimli, kültürlü insanlarımız var ki ve her şeyi o kadar iyi biliyoruz ki ama neden böyle toplum olduk anlayamıyoruz.
Şimdi hemen herkes sayabilir benliğimizi içimizi çürüten her şeyi... Ama neden birimiz bulamıyor bundan nasıl kurtulacağımızı.. Yoksa buluyor da dış güçler mi izin vermiyor açıklanmasına... Neden bulamıyoruz ve bulduysanız neden herkesle paylaşmıyorsunuz?
İşte okullar açıldı, velileri kırtasiye, kıyafet telâşı sardı.
Okul idarelerinin belirlediği kıyafetleri temin eden velilerin bu konuda sıkıntısı yok. Çünkü okulların belirlediği kıyafeti “şu mağazadan alın, bu markadan alın!” diyen yok.
Ama gelin görün ki kırtasiye de böyle değil.
Şehrimizde bazı anaokulları ve okullar daha kalem tutmasını bilmeyen çocuklarımıza “şu marka kalemi, şu marka boyayı, şu marka kitabı” alın diye uzunca bir liste veriyor. Hatta bazıları daha da ileri giderek listelerinin altına “şu kırtasiyeden, şu yayınevinden alın!” deme cüretini gösteriyor.
İşte okulların açılmasıyla birlikte çok sayıda veli gazetemize gelerek, ya da telefon ederek yaşadıkları sıkıntıları dile getirerek destek istediler.
Biz bu konuda velilerin yaşadığı sıkıntıları birkaç gün önce gazetemizde haber olarak yer verdik. Haber yapmadan konuyu Milli Eğitim Müdürü Mesut Ayrıksa'ya da dile getirdik. Kendisi telefonumuza çıkıp düğünde olduğunu ve bize geri döneceğini söyledi. Ama nedense telefonla görüşmemize ve gazetede haber yapmamıza rağmen halâ dönme gereği duymadı. Çok yoğun işlerle, büyük sorunlarla uğraşıyor (!) galiba…
Görev yaptığı Milli Eğitim Müdürlüğü'nün önündeki çöpten, tozdan, topraktan haberi olmayan, Kırşehir'deki velilerin ve öğrencilerin yaşadığı sorunlarından haberdar olmasını beklemek te hayal olsa gerek.
Bu müdür hasbelkader Kırşehirli ol-saydı, yiğit Kırşehirlilerden, il yöneticilerinden, siyasetçilerden neler çekmezdi ki!
Derhal onu o makamdan alırlardı. Ama iş yabancı olunca değiyor nedense, herkes sus pus.
Tabi Kırşehir'e çalışacak, makamının hakkının verecek, herkese yardımcı olacak idarecilere ihtiyacımız yok ki!
Oysa o makam oturma, sorunları kulak ardı etme makamı değil, sorunları çözme makamıdır.
Kırşehir insanı eğitime büyük önem veriyor. Önem verdiğini sınavlarda aldığı Türkiye dereceleri ile ortaya koyuyor. Zaten güç şartlarda çoluğunu, çocuğunu en iyi şekilde okutmak için, her ihtiyaçlarını karşılayan, dershanelere gönderen velileri hiçbir okul idarecisinin, öğretmenin “şu kırtasiyeye gidin oradan alın! Şu markadan alın!” diye yönlendirmeye hakları var mıdır?
Okullardan verilen ihtiyaç listesine karşı olan yok, markaya ve kırtasiye ismi verilmesini tepkisi var.
Şimdi insanın aklına bin bir türlü soru geliyor. Acaba okul idarecileri ya da öğretmenler velilerin eline tutuşturdukları listelerdeki marka yazıp yönlendirdikleri kırtasiyecilerle bir çıkarları mı vardır? Ortak mıdırlar? Ortaklarsa hisselere ne kadardır?
Böyle mi olmalıdır geleceğimizi emanet ettiğimiz öğretmenlerimiz, okul idarecilerimiz? Kendileri her yıl okullar açılırken eğitime hazırlık ödeneği altında 500 liradan fazla ek ücret alıyorlar. Kendileri eğitim ihtiyaçlarını karşılayabilirler, ama dar gelirli vatandaşlar onların verdiği listelerdeki ihtiyaçları nasıl karşılayacaklar hiç düşünen var mı?
Geçmiş yıllarda her okulda bir kitap ya da dergi seçilir, aileler hangi kitabı, hangi dergiyi nereden alacaklarını şaşırırlardı. Çok şükür hükümet bu konuda velileri ve öğrencileri rahatlatarak kitapları ücretsiz dağıtmaya başladı da herkes kurtuldu.
Acaba hükümet bir adım daha atarak okul idarecilerinin ve öğretmenlerin belirlediği kırtasiye ihtiyaç listesini de dağıtıp velileri rahatlatsa olmaz mı? Okul idarecilerinin ve öğretmenlerin kırtasiyeci dayatmalarından kurtulsa.
Bugün bu mümkün değil. Hiç olmazsa öğretmenler ya da okul idarecileri ihtiyaç listesini yazarken “şu marka ürünü, şu kırtasiyeden alın” dayatmasından vazgeçse olmaz mı?
Olur, ama nerede Kırşehir'de böyle idareci var mı?
Gözünün önünde, yanında olup bitenden haberi olmayanlardan bu sorunu çözümlemesini kim bekleyebilir ki?
İşte bu sorunun çözümlenemeyeceğini bilen okul idarecileri, öğretmenler ve bunlarla işbirliği içinde olan üç-beş kırtasiyeci at oynatmayı sürdürecek, veliler de soyulmaya devam edecektir.
Soyulmaya diyorum hem de ne soyuluyor veliler bir bilseniz. Türkiye'nin, hatta Dünya markası bir boya kalemi 5-6 liraya satılırken, Kırşehir'deki okul idarecilerinin ve öğretmenlerin belirlediği Çin malı, kalitesiz boya 18-20 liraya satılıyor.
Yazık, hem de çok yazık!
Birileri mal satacak, para kazanıp köşe dönecek diye velileri soydurmaya kimin hakkı vardır?
Veliler bu konuda Milli Eğitim Müdürü'nün Kırşehir'deki velilerin sıkıntısını kulak ardı edip çözme konusunda bir adım attığını göremedi, şimdi tek umutları var o da Valimiz sayın Mehmet Ufuk Erden de.
Sayın Valimiz Erden bu sorunu çocuğu ana okuluna, ya da ilköğretim okuluna giden birkaç veliyle görüşürse, anında çözer diye düşünüyorum.
Sayın Valimiz bu konuda ilgililer hakkında gerekli yasal işlemleri yapar, kimsenin gözünün yaşına bakmazsa bir dahaki eğitim ve öğretim yılı açılışlarında bu tür sorunlar ve sıkıntılar yaşanmaz.
Yok yapılmazsa birileri meydanda at oynatmaya devam eder, velileri göz göre soymaya devam eder.
Evet, bir kırtasiye sezonu daha geride kaldı. Birileri okulların dayatmasıyla öğrencilerin sırtından velileri kazıklayarak üç-beş kuruş kazanıp köşe oldu, haram mı, helâl mı demeden.
Peki velilerin kazıklanmasına istemeyerek te olsa âlet olan öğretmenler ve okul idarecileri şimdi vicdanen rahatlar mı?
Yukarıda da dedim ya duyarsız bir toplum olduk, “bana dokunmayan bin yaşasın”ı kanıksadık. Toplumumuz böyle vurdumduymaz olabilir, ama ülkemizi ve ilimizi yöneten idarecilerimiz de sırf makam ve mevkilerini korumak için ne etliye, ne sütlüye karışmazlarsa eyvah başımıza daha neler gelecektir neler…
Kırşehir'de “Ne şiş yansın, ne kebap yansın” demeyen, sorunların ve sıkıntıların üzerine giden idarecilere o kadar çok ihtiyacımız var ki…