Benim “Kırşehir Çiğdem”deki yazılarımı takip edenler bilir. Yazılarımda, arada siyasi gündemin dışına çıkıp, değişik gözlemlere de yer veririm.
Bu yazımda da başlıkta adı geçen yerlerle ilgili geçen hafta yaptığım gezideki gözlemlerimi ve yaşadıklarımı siz değerli okuyucularımla paylaşmak istedim.
Yazımın başında, bu güzelim vatan köşelerini yaşanılmaz hale getiren, oranın asayiş ve güvenliğini sağlayan gencecik askerlerimizi şehit eden hain terör örgütü mensuplarını, yardakçılarını şiddetle ve nefretle kınadığımı da belirtmek isterim. Bütün şehitlerimize bir kez daha Allah’tan rahmet diliyorum.
Türkiye’yi her gün geren açıklamalar yapanları, ilân ettikleri kavramın içeriğini bile dolduramayanları bir kere daha, yeniden ve yeniden düşünmeye --zor ama-- davet ediyorum.
Bu insanlar, lütfedip, lüks otomobillerinden inip, şehirlerarası otobüslere binsinler. Çevreye şöyle bir baksınlar. Türkiye'nin dört bir yanından, Doğu ve Güneydoğu’ya gelip giden otobüsleri ve mola yerlerindeki insanları izlesinler. Otobüslerde yan yana oturan, kardeşçe sohbet eden, her bir yöre insanlarını incelesinler. Binlerce yıldır omuz omuza yaşamış, iç içe geçmiş iki halkın arasına kin ve nefret tohumları atmanın imkansızlığını bir kere daha görür ve yaşarlar.
Xxx
Eşimin görevi nedeniyle zaman zaman Elazığ’a gidip geliyorum. Fırsatı da değerlendirerek çevre illeri, görülecek ören yerlerini ziyaret ediyor, doğal güzellikleri resimliyorum.
Bol bol fotoğraf çekme imkânım oluyor.
Her bir yeri ayrı güzellikte olan yöre, hakikaten görülmeye değer.
Bir kere, ana güzergahlar üzerinde tüm vatandaşlarımız artık huzurla ve rahatlıkla seyahat edebilirler.
Geçen hafta güzergahımız Elazığ-Pertek- Tunceli oldu. Munzur Vadisi’ni görme olanağı bulduk. Dönüşte alternatif yol olan Tunceli Kovancılar yoluyla ve Keban'ın diğer yakasına paralel bir yol izleyerek döndük.
İnanın terör olayları olmasa bu güzelim görülesi yerler turist kafileleriyle dolar. Tıpkı Mardin’de, Hasankeyf’de, Urfa’da olduğu gibi.
1975’te yapımı biten Keban Barajı çevreyi oldukça değiştirmiş. İklim ılımanlaşmış. Elazığ yöresi kar tutmamaya başlamış. Daha önce yörede yetişmeyen bazı sebze ve meyveler o yörede üretilir hale gelmiş.
Bu arada ulaşım yollarını da etkilemiş bu büyük baraj.
Keban, daha önce Fırat Nehri boyunca uzanan yolları yutmuş, köprüleri yutmuş. O köprülerin yerine alternatif köprüler ve ulaşım yolları açılmış.
Devlet hatırı sayılır bir yatırım yapmış bu yörelere. Geçen sene Van seyahatimde de gözlemledim. Akdamar Adası’na,Tatvan’a kadar duble yollar açılmış.
İleride sözünü edeceğim gibi bu yörede de güzel duble yollar açılmış. Halen ciddi çalışmalar da var.
Elazığ’dan Keban Barajı kıyısına kadar olan yaklaşık yirmi kilometrelik tek şeritli, seyirli, güzel bir karayolu var. Bu yolu geçtikten sonra feribot iskelesine geliyorsunuz.
Her yarım saatte bir karşı kıyıya Pertek tarafına feribot seferleri var. Yaklaşık altmış-doksan araç alabilen bu feribotlar günün her saatinde dolu.
Aracınızla geri geri giriyorsunuz feribota,bu arada çok sayıda personel size yardımcı oluyor. Öyle bir istifliyorlar ki arabaları, bazıları araçtan bile çıkamıyor. O kadar birbirine yakın.
Pertek’te yapımı geçen yıl bitmiş bir otele yerleşiyoruz. Güleryüzlü personeliyle, tertemiz bir otel. Bu yörede böyle bir tesis olduğuna inanmakta zorlanırsınız.
Otel tıklım tıklım dolu. Ya da yaz mevsimi ve tatil günü nedeniyle böyle. Ama personel genellikle hafta sonları otelin tam kapasite dolu olduğunu belirtiyor.
Sezon nedeniyle yurt dışından gelmiş o yöre insanları da dikkat çeker ölçüde fazla.
Havuzların, termal tesislerin olduğu bölüm “bay-bayan” ve ayrıca “ bir adet daha bayan” olarak bölünmüş. İsteyen ailesiyle birlikte girebiliyor tesislere.
Termal suyu berrak, havuz bölümü mermer kaplı ve tertemiz. Yalnız kaplıca suyu biraz ılıkça. Basınçla verildiği için de termal su hakkında fazla yorum yapamıyorum.
Oysa Kırşehir Terme Otel’de su iki ayrı yerden kaynar olarak havuza boşalır. Kafamdaki termal tesis böyledir. Yıllar önce gittiğimiz Afyon İkbal Otel'in termal havuzundaki termal su da, Pertek’te olduğu gibiydi.
Tesislerin olduğu bölümde büyükçe bir sauna ve Fin Hamamı var ve dolu. Çok sayıda duş bu kalabalığın ihtiyacına göre.
Tarihi Pertek Kalesi’nden batmaya başlayan güneş, Keban’ın hafif çırpıntılı suları üzerine giderek kızıllaşan ışıltılar bırakıyor. Gün batımında bu muhteşem “Keban'da günbatımı şöleni”ni fotoğraflıyorum.
Akşam yemeği Keban baraj gölünün kıyısındaydı. Yemek yenilen yerin hemen bitişiğinde o akşam bir düğün var.
Türkçe türküler, Kürtçe oyun havalarına karışıyor. Fidayda'da çalıyor, Kürtçe halay da. “İşte” diyorum, “halka bıraksalar olacağı bu kardeşlik ortamı, bu birliktelik.” Öz bu olduktan sonra geriye kalan istekler de nasıl olsa çözümlenir.
Sabah kahvaltısı da sahilde. Tulum peyniri ve balı oldukça lezzetli. Akşam yemeğinde de, sabah kahvaltısında da bir tek sinek çarpmıyor gözümüze. Belli ki iyi bir mücadele var.
Sabah kahvaltıdan sonra Tunceli’ye doğru yola devam edeceğiz. Bu arada gece ve sabah Kırşehir’den arayan dostlarımın “aman dikkatli olun, dikkat edin” şeklindeki uyarıları hafif bir endişe yaşamama neden oluyor. Çünkü, Kırşehir’den bakış ne yazık ki böyle. Bu bakış açısı da bu gidişle daha derinleşecek gibi.
Tunceli'ye giden yol asfalt dar ve virajlı. Kırk kilometrelik yolu yaklaşık bir saatlik süre içinde alabiliyorsunuz. Sert kıvrımlarla epeyce bir tırmanıyorsunuz. Sarp dağların doruklarından Keban daha bir güzel görünüyor.
Tunceli’ye girişte genişleyen bir göl haline gelen Munzur nehrinin koyu yeşile çalan rengi hayranlık uyandırıyor.Yamaçların yeşilliği gölde yansıyor.
Yeni ve modern apartmanlar yapılmış girişe, göl manzaralı. TOKİ'nin yaptırmakta olduğu büyük bir devlet hastanesi inşaatı dikkat çekiyor.
Tunceli aslında küçük bir il. Şenlikler sırası olduğu için şehir merkezi kalabalık. Modern kıyafetler giymiş insanlar birbirine karşı nazik. Esnaf, kibar ve saygılı. Halk size çok yardımcı. Her sorunuza yerlerinden kalkarak ve size yolu da tarifleyerek yardımcı oluyorlar.
Munzur Nehri ve Milli Parkı, vadi görülmeye değer. Her bir metresi ayrı bir güzellikte. Suyun nispeten durağanlaştığı yerlerdeki tesislerle insanlar buz gibi, berrak ve temiz akan nehirde serinliyorlar.
Munzur'un kırmızı benekli alabalıkları meşhurmuş. Ne yazık ki artık yok denecek kadar azalmış.
İkindi vakti terk ediyoruz Tunceli'yi. Bu sefer Keban'ın karşı kıyılarındaki ana yoldan geliyoruz Elazığ'a.
Bingöl Elazığ arası restaurantlarda alabalığın el lezzetlileri de yapılıyor yolunuz düşerse.