Ara
Paylaş : Google Paylaş : Facebook Paylaş : Yahoo Paylaş : Reddit Paylaş : Digg Paylaş : Blinklist Paylaş : Del.icio.us
Birazcık Felsefe
30.06.2011
Ali AKDOĞAN
aliakdogan@kirsehircigdem.com

Yazımda yer vereceğim düşünceler Güstav Radbruch tarafından yayımlanan bir makalenin (Hayrettin Ökçesiz tarafından yapılan) çevirisinden alıntılar içermektedir. Almanya’nın dünya savaşı gibi “pahalı bir deneyim” yaşanmasına neden olmasının ardından yazılmış “Beş Dakikada Felsefe” başlıklı bir makale bu…
Yaşadıklarımıza bakınca bu tür bir bilgilendirmenin faydalı olacağı düşüncesindeyim.
“İlk Dakika
Asker için emir, emirdir. Hukukçu da yasa, yasadır, der. Ama asker için itaat hakkı ve görevi, emrin bir suç oluşturduğunu bildiği anda sona erer… Hukukçu bu tür istisnaları tanımamaktadır. Yasa geçerlidir, çünkü yasadır. Yasa da, çoğunlukla kendini uygulatmak gücü varsa yasadır.
Yasaya ve geçerliliğine ilişkin, bu görüş; halkı olduğu gibi, hukukçuları da öylesine keyfî, öylesine vahşî ve caniyane yasalar karşısında savunmasız bırakmıştır. Bu görüş sonunda, hukuk ile gücü eşit tutmaktadır; güç nerede ise hukuk da oradadır.”
Dünya Savaşı öncesinden başlayarak, Nazi Almanyası’nda çıkarılan yasalara dayanarak sonradan “insanlığa karşı suçlar” olarak nitelenen fiiller işlenmeye başlamıştır. Almanya yasalarına uygun, ancak insan hak ve özgürlüklerini hiçe sayan bu fiilleri işleyenler, savaş sonrasında savaşın galiplerinin kurduğu uluslar arası mahkemelerde yargılanmışlardır. Nürnberg mahkemelerinde yargılananlar, ülkelerinin yasalarını uygulamak zorunda olduklarını hâkime söylediklerinde, hâkim; “O, hukuk değildi…” demiş ve bu insanları mahkum etmiştir.
“İkinci Dakika
İlk dakikadaki ilk cümle, başka bir cümle ile değiştirilmek istenmiştir: Hukuk, halka yararlı olan şeydir.
Demektir ki; keyfîlik, sözleşmeyi çiğnemek, yasaya aykırılık, halka yararlı iseler hukuktur. Bu sonuçta şu demektir; devlet gücünü elinde tutanın kamuya yararlı saydığı her şey, despotun aklına gelen her fikir, onun her hevesi, kanunsuz ve yargısız ceza, hastaların katli, hepsi hukuktur.
Bu şu anlama gelebilir; egemenlerin kendi çıkarları, kamusal çıkar olarak görülecektir. Ve böylelikle hukukun, öyle sanılan, ya da söylenen halk yararıyla çakıştırılması bir hukuk devletini, bir haksızlık devletine dönüştürebilir.
Hayır, halka yararlı olan her şey hukuktur, denmemelidir. Daha çok bunun tersi söylenmelidir: Yalnızca hukuk halka yararlı olandır.”
18’nci yüzyıla gelinceye değin, Avrupa’da kiliselerin kurduğu mahkemelerde, insanlığın selameti için yüzlerce insan işkenceden geçirilmiş, değişik işkencelerden geçirilmiş, hayatlarına son verilmiştir. Din adamlarına göre doğru olan, tartışmasız doğru kabul edilmeliydi, bunun kabul edilmesi halkın yararına idi. Örneğin “dünyanın düz olduğu”na inancında olan din adamları, “dünyanın yuvarlak olduğu” iddiasında olan Galile’yi, halk yararı için ölümle yargılama hakkını kendilerinde bulmuşlardır.
Dünyanın düzlüğü gibi saçma sapan bir düşünce nedeniyle insanların mahkum edilmiş olması, dünyanın yuvarlak olduğundan emin olan bizler için ne kadar büyük haksızlık değil mi?
“Üçüncü Dakika
Hukuk, adaleti istemektir. Ama adalet ise şu demektir; Kimsenin adına, sanına bakmadan yargılamak, herkesi aynı ölçüyle ölçmektir.
Siyasî muhaliflerin katli övülür, başka ırktan olanların katli emredilir, ama kendi düşünce ve yol arkadaşlarına karşı aynı eylem gerçekleştiğinde en vahşî, en onur kırıcı cezalarla kovuşturmaya geçilirse, bu o zaman, ne adalettir, ne de hukuktur.
Yasalar, adalet iradesini bilinçli olarak inkâr ediyorsa, örneğin insan haklarını insanlara sağlamakta keyfîlik içeriyor ve yetersiz kalıyorsa, o zaman bu yasaların geçerliliği yoktur.
O zaman hukukçular kendilerinde, bu yasaların hukukîlik karakterinin bulunmadığını söylemek cesaretini bulmalıdır.”
Siyasî muhaliflere karşı yapılan işlemlerin örneklerini her gün yaşamaktayız. Yandaşların korunması için, yasama organının üretkenliğine sık sık tanık oluyoruz. Vergi yüzsüzleri için bin bir kolaylık icat eden yasal düzenlemelerin “hukukîlik” vasfı tartışılıyor. En azından vergisini zamanında vermiş, vatandaşlık ödevlerini bihakkın yerine getirmiş insanlar açısından…
İkbal ve istikbal hırsının yarattığı körlükle yaşayan bir kısım hukukçular ile hukukçu olmadığı halde kaderin bir garip cilvesi ile Yüksek Yargının tepesine çöreklenmiş birilerinin, yasalardaki keyfîliği ve yetersizliği söyleme cesaretinin bulunamayışı, milletimiz adına büyük bir şanssızlık…
“Dördüncü Dakika
Elbette, adalet yanında kamu yararı da hukukun bir gayesidir. Yasa, hatta kötü yasa bile, bu kendi özelliği ile hâlâ bir değere- hukuku kuşkular karşısında güvenliğe kavuşturmak değerine sahiptir.
Elbette insanın eksiksiz olamayışı yasada şu üç değeri; Kamu Yararı, Hukuk Güvenliği ve Adaleti uyumlu bir biçimde her zaman bir araya getirememektedir. O zaman geriye yalnızca kötü, zararlı, haksız yasanın hukuk güvenliği nedeniyle geçerli sayılıp sayılmayacağının; ya da içerdiği adaletsizlik veya kamuya zararlılık nedeniyle geçerliliğin inkâr edilip edilemeyeceğinin takdiri kalmaktadır.
Şu ama halkın ve hukukçunun bilincine iyice yerleşmelidir: Geçerliliklerinin, hatta hukuk olma özelliklerinin inkârını zorunlu kılacak derecede adaletsiz ve kamuya zararlı yasalar bulunabilir.”
Orman arazisini işgal etmemiş, gecekondu yapmamış, vergisini zamanında ödemiş insanların, bugün gündemde olan bazı yasal düzenlemeleri, kendileri açısından yararlı bulmaları imkansızdır. Bazı insanların çıkarlarının bulunması, bu düzenlemelerin adaletsiz ve kamuya zararlı olmalarını önlememektedir.
“Beşinci Dakika
Şu halde her türlü hukuk koymadan daha güçlü olan ve kendileriyle çelişen yasaların geçerliliklerini yitirebilecekleri hukuk ilkeleri vardır. Bu ilkelere doğal hukuk ya da aklın hukuku denmektedir.
Ayrıntılarında elbette bazı kuşkularla kuşatılmışlardır. Ama yüzyılların emeği sağlam bir yapıyı ortaya çıkarmış ve İnsan ve Yurttaş Hakları Bildirgeleri olarak anılan metinlerde öylesine geniş bir uzlaşma sağlamıştır ki, bunlardan bazılarına baktığımızda ancak zorlama bir kuşku bu güvensizliği ayakta tutabilir.
İnancın dilinde bu düşünceler yazıya düşürülmüştür. İlkinde şu yazılıdır: Üzerinde egemenliği bulunan yetkeye itaatli olun. Ama diğer yanda şu da yazılıdır: Tanrıya, insana olandan daha fazla itaat etmelisiniz. Bu yalnız dindarca bir dilek olmayıp, geçerli bir hukuk ilkesidir.
Bu iki söz arasındaki gerilimi bir üçüncü bir söz ile çözmek olanaksızdır: Sezar’ın hakkını Sezar’a ve Tanrı’nın hakkını Tanrı’ya verin. Çünkü bu söz de sınırları belirsiz bırakmaktadır. Çözümü daha çok, özel durumlarda bireyin vicdanında ona konuşan Tanrı’nın sesine terk etmektir.”
Olana bitene bakınca, vicdanının sesini dinleyeni bırakın, “Allah’tan korkan, kuldan utanan bile kalmamış” demekten insan kendini alamıyor.
İnsanoğlu, hele de ülkemizde, bedel ödemeden gerçekleri kavrayamıyor, nedense. Felsefeden uzak bir toplum için ödenmesi gereken yüklü bir fatura bu!

 

» Yorumlar Tüm Yorumlar


Yorum Ekle

Yazarla, yorumunuzu paylaşın !


» Diğer Yazıları
Güncel Anket bulunamadı.
DÖVİZ KURLARI
Flash Player Yüklü Değil !
Kırşehir Çiğdem Gazetesi
ARŞİV | KÜNYE | RSS
© Haber ve ilgili materyaller izinsiz ve kaynak gösterilemeden yayınlanamaz 2007 - 2012 Tüm hakları saklıdır. 
habersitesial.com,haber sistemi,haber sitesi, haber sitesi al, sitekur,habesitesial, habersistemi,haber sitesi tasarımı,haber sitesi kurmak,haber sitesi template,profesyonel haber sitesi, haber siteleri, habersitesi, haber sitesi kur, haber scripti,haber sitesi yazılımı