Önce ahlâk kavramının ne olduğunu açıklayalım: En yaygın tanımla ahlâk: Bir toplum içinde kişilerin uymak zorunda oldukları davranış biçimleri ve kurallardır.
Her ne kadar Nietczche “ahlâk, bireyin içindeki sürü içgüdüsüdür” derse de , ahlâkın eğitimle ve toplumsal değerlerle çok yakın bir ilişkisi vardır.
Bu konuda günümüze de uygun tanımı Katip Çelebi yapmıştır: Çelebi’ye göre : “Ahlâk ilmi, faziletler ve reziletler ilmidir ki, nefsi faziletlerle süsleme ve reziletlerden koruma yollarını gösterir.”
Geçen yazımızda politikacının toplumun temsilcisi olarak, toplumun tüm gözlerinin onların üzerinde olduğunu, bu nedenden de özellikle politikacıların kendi özel yaşamlarını toplumun değerlerine göre dizayn etme zorunda olduğunu anlatan bir yazı kaleme almıştık.
Peki kişinin “kendi özel yaşamımdır, ailem dışında kimseyi ilgilendirmez” deme hakkı yok mudur?
Elbette ki vardır. O zaman bu kişi politikadan elini eteğini çekecek, kendi özel yaşamını kendi anlayışı ve kanunların çerçevesinde nasıl yaparsa, nasıl anlarsa öyle yerine getirecektir. O zaman kimsenin kanun ve kurallara uyduğu müddetçe kendisini sorgulama hakkı yoktur. Gayri ahlâkı ve hukuksuz bir eylemi varsa kanunlar onun gereğini yapar ve o ceza da sırf onu bağlar. İşte o zaman olay kendisini ve ailesini ilgilendirir.
Onun dışında siyasetle uğraşan insanın ahlâk dışı davranışları elbette ki toplum tarafından sorgulanacaktır ve de sorgulanmalıdır.
Bu olayı ortaya çıkaranlar… Amaçları ne olursa olsun, ahlaki bir iş mi yaptılar? Onların yaptıkları bu özel hayata müdahale etme, son derece gelişmiş ve kendi içinde zoom yapabilen videolarla özel hayatı dikizleme ne derece de ahlâki…
Ama siyaset acımasız ve siyasete girenler bu gerçekliği bilip davranışlarını bu gerçekliğe göre ayarlamalılar.
Bir partimiz son gelişmeler üzerine, o olaya karışanlar hakkında gereğini yaptırttı. O insanların mevkilerine ve statülerine bakmadan, o insanları hem partisinden hem de adaylıklardan uzaklaştırdı. Bence en doğrusunu yaptı.
Peki bu son derece doğru politik tavrı alamayan partiler ne olacak? O partiler toplum tarafından nasıl algılanacak? Halk nasıl bir tepki gösterecek? O insanların bu refleksi göstermeye kişisel hırsları elvermiyorsa, toplum, o insanlara o reflekslerin ne olması gerektiğini nasıl anlatacak?
Yoksa topyekun bir duyarsızlıkla, Publius Syrus’un sözleriyle: “Şeref kaybedilirse geriye ne kalır?”mı yaşayacağız. Ki, eğer böyle olursa vay bu toplumun haline.
Acaba günümüzde AKP’yi yüzde ellilere taşıyan hususlardan biri böyle bir toplumsal tepkiye olabilir mi?
Geçenlerde kendisine değer verdiğim biri, bana bir tartışma sırasında gündem bu konuya gelince “ne olmuş ki, herkes yapıyor” dediği anda donup kaldım. Artık o insanla tartışmayı bırakıp “haklısın” diye uzaklaştıktan sonra, bizim şehrimizde, Kırşehir’imiz de akil insanlarla tartıştık bu konuyu.
Eskiden, yolsuzluğa bulaşmış, ahlâk anlayışından sapmış, adı bazı ahlâksız olaylara karışan kimselerin, yolsuzluk yapanların, toplum tarafından dışlandığını öğrendim onlardan. Eskiden kimse bu insanlarla konuşmaz, karşıdan gelenler bu insanlarla karşılaşmamak için yollarını değiştirirlermiş.
O insanlar bir ortama girdiği anda, o ortamdakiler çeşitli bahanelerle o ortamı birden bire terk edermiş.
Yani, eskiden Kırşehir’de toplumsal değerlere bir saygı ve buna karşı çıkanlara da bir tepki varmış ve Kırşehirliler son derece uygarca, o insanlara bu tepkilerini açıkça belli ederlermiş.
Eskiden yaşanan olayları da anlattılar bana. O olaylara bulaşan ve bu tepkiler sonucu Kırşehir’i terk etmek zorunda kalan insanların adlarını da verdiler.
Bu konuşmalar sonucu şimdi yazdığım yazıyı kaleme almaya karar verdim.
Kırşehir’de yaşayanlarımız, Kırşehir’de siyaset yapanlar, en azından geçmişte bu tür olaylarda Kırşehir’in tepkilerinin ne olduğunu bilsinler.
Lord Acton “Savaş alanında korkaklık gösteren bir generali kurşunla öldürürsünüz. Halkın ahlâkını bozan politikacılar için ne ceza önerirsiniz?” diye sorar.
Ben bu soruya cevabın 12 Haziran seçimlerinde verileceğine inanmak isterim.