Münkir, inkâr eden demek. Genelde, “tanrıtanımazlık” anlamında kullanılır. Var ki sözlük dağarcığımızda yer etmiş bu kavram. Ancak, münkirden öte bir durum var ki, yaygın denecek kadar var olmasına karşın, bir sözcük üretememişiz. Ben bu durumun niteliklerini tanımlamaya çalışayım, varın kavrama uygun sözcüğü siz bulun;
İki adam hacca gitmiş, şeytan taşlamışlar, Kâbe etrafında tavaf etmişler, tüm vecibeleri bihakkın yerine getirmişler. Sonunda birisi dua ediyor; “Allahım, sen beni, ailemi, sevdiklerimi ve inananları koru. Yüce Rabbim sen bana çok ver. Tarlam bol ürün versin. Koyunlarım çift kuzulasın…”
Bunu gören diğeri, hemen yanı başında, o da başlamış dua etmeye; “Allahım sen beni, ailemi ve de özellikle Maho Ağamı koruyasın. Ona çok veresin. Tarlası bol ürün versin. Malı çoğalsın. Koyunları çift kuzulasın, inekleri çift buzağılasın…”
Diğeri duayı kesip, berikine dönmüş; “Ya kardeşim, sen aptal mısın? Geldin şuraya, ibadetini yaptın. Bak rahmet kapıları açık. Niye kendine değil de Ağana dua ediyorsun?”
“Olsun,” diye sırıtmış beriki, “Allah, Maho Ağama versin ki, ben de ondan çalayım…”
Öykü bu. Bazı insan tiplerinin resmini ne de güzel çiziveriyor, değil mi?
Özellikle de, son dönemlerde ortaya çıkan ve gözünüzün içine baka, baka; “Olsun canım, çalıyor ama hizmet de ediyor” diyenler… Sanki ülkede çalmadan hizmet edebilecek insan nesli tükenmiş de, bununla idare etmek gerekli. Çalana mı kızacaksın, buna göz yumana mı, daha da ötesi buna ne isim vereceksiniz?
Adamın birisi dua ediyormuş;
- “Allah’ım, Ya Rabbim, ne olursun, şu bizim mahduma akıl, fikir ver. Okusun, adam olsun. Yemin billah, üniversiteyi kazansın, aha bizim ahırdaki sarı kızı kurban keseceğim…”
Olacak bu ya, adamın duası kabul olmuş, okumaz çocuk okumuş, üniversiteyi kazanmış. Adamı almış bir kara düşünce, “sarı kız” besili ve verimli bir hayvan. Neredeyse ahırdaki diğerlerinin verdiğinden daha fazla süt veriyor.
- “Nasıl kıyarım da keserim,” diye dolanırken, arkadaşına rast gelmiş.
- “Hayrola birader bu ne surat? Bir sıkıntın mı var?” Böyle iken böyle oldu diye anlatmış adamcağız.
- “Ya dert ettiğin şeye bak,” demiş beriki, “Bunları söylerken yanında kimse var mıydı?”
- “Yoktu” demiş adam.
- “O zaman dert etme” demiş beriki, “İnkâr et…”
Ya bunu nasıl tanımlayacaksınız? Biz bazen yazıyoruz ya, “şark kurnazlığı” diye belki öyle bir şey. Ama “inkâr” bazı tür insanların en güçlü silahı, hatta sürekli bu silah ile kendini savunanlar vardır. Sıkıştıklarında sürekli inkâr etmekteler. Yaşam tarzlarıdır, vazgeçemezler.
Bunların bulamayacağı çözüm yoktur. Çözüm bulamasalar bile her zaman kaçacak bir köşe bulurlar. Sonunda da köşe olurlar. Olmayanına rastlanmamıştır. Bunlar herkesin işine yararlar. Seveni sayanı çoktur. Menfaatlere seslenmede uzman olduklarından, aranan insanlardır.
Bazıları, bunların omurgasız olduğuna dair iddialar ileri sürmüş olsalar da, derilerinin kalınlıklarından, röntgen ile bunu ispat etmek mümkün olamamıştır. Kalın ve kaygan derileri nedeniyle kaypaklıkları da iddia olmaktan ileri gidememiştir.
Çoğunlukla, “kraldan çok kralcı, padişahdan çok padişahçılardır.” Her iktidarın adamıdırlar. Yağcılığın tartışmasız usta insanlarıdır. Aşağıdan yukarıya tepesindekileri yağlayacak gücü her daim bulurlar.
Tüm yaptıkları yanlışlıklar, alkışlanır. Bunları ilkesiz, prensipsiz insanlar olarak düşünmeyin. Tüm muhaliflere muhalif kalmayı, zayıf olanı ezmeyi, güçlü olana tapınmayı, aktiflerini daima yüklü ve yabancı bir bankada tutmayı gibi sayılamayacak kadar çok ilkeleri vardır.
Ellerinde insanların inanç ve ibadet derecelerini ölçebilecek ölçü aletleri vardır sanki. Herkesi bir şeylerle damgalarlar. Kendilerini Allah’ın sevgili ve ayrıcalıklı kulları görürler. Dilleri herkesin mahremiyetine girecek kadar uzun ve cüretkârdır.
Suçüstünde bile yakalansalar, inkâr ederler, inandırırlar. Bir gün darbecileri alkışlar, bir gün katillere methiyeler düzer, gün gelir sosyal demokrattır, işine geldiğinde muhafazakâr demokrat, bir an ırkçı sayılacak kadar milliyetçi, bazen herkese kucak açmış bir dünya vatandaşı, hatta uzaylı.
Herkesi herkesten çok düşünür görünürler, herkesi sadece kendi çıkarları için nasıl kullanacaklarını düşünürler.
Sayıları çoktur, çok olmak ile övünürler, ama davranış şekilleri tektir, birbirine çok benzer. Yapamamışlardır, yapmaları imkansızdır, yapmış görünürler. Yapmışlardır, utanacak, sıkılacak yerde yapmamış gibi davranırlar.
İyi olanın kendi marifetleri olduğunu iddia eder ve sahiplenirler, kötü icraatlarını hemen başkalarına yıkarlar. Ne göründükleri gibidirler, ne de olduğu gibi görünürler, kendilerini saklamakta mahirdirler…
Kimden mi bahsediyorum? Hiç kimseden… Etrafınıza bakın canım. Mutlaka burada betimlenen insan türüne benzer birilerini, yakınınızda, en azından televizyonlarınızda her gün farklı numaralarıyla karşınızda görürsünüz. Kim olduğu önemli değil, var olması önemli. Var oldukları sürece, bunlardan korkmalı ve önlemlerinizi ona göre almalısınız.
Çünkü; Allah’ı bile kullanmaktan korkmayanlar, hiçbir şeyden korkmazlar, bir çıkar kırıntısı için her şeyi, herkesi kullanırlar. Sizi bile…
Aman dikkat! Söylemedi demeyin, bunları tanımlamaya münkir kelimesi yetmez…