Ara
Paylaş : Google Paylaş : Facebook Paylaş : Yahoo Paylaş : Reddit Paylaş : Digg Paylaş : Blinklist Paylaş : Del.icio.us
Ulusal çıkar, ulusal şuur!..
06.12.2010
Ali AKDOĞAN
aliakdogan@kirsehircigdem.com

Büyükelçinin kaşları çatıktı. Hastalığının sebep olduğu ellerindeki belli belirsiz titremeler, kızgınlığından kat be kat artmıştı.
Dudaklarından dökülen tane, tane sözcükler, geniş toplantı salonunun duvarlarında yankılanıyor, kulaklarımızda kamçı gibi şaklıyor;
- “Bu nedir, anlamıyorum. Hepiniz becerikli ve akıllı insanlarsınız, konularınızda seçme memurlarsınız. Allah aşkına biriniz bana bunu izah etsin!”
Büyükelçilik müsteşarına kızgın ve hesap sorar bir bakış fırlattıktan sonra, kükremeye devam etti;
- “Gün geçmiyor ki birisi gelip, sizleri bana şikayet etmesin.”
Konu anlaşılıyordu. On dokuz farklı ülkeden çok farklı kültürdeki insanlar ile  Ankara’daki laf anlatılmaz bürokratik kalıplardaki insanlar arasına sıkışmışlığımızın üstüne, ülkemiz üzerine oynanan yüzlerce oyunu koyduğunuzda böyle bir sonuç kaçınılmazdı. 
Geçen hafta kimler ile hangi konularda tartıştığımı, nelere itiraz ettiğimi hatırlamaya çalıştım. Bir haftaya bu kadar çok “vukuat”ı nasıl sığdırdığıma kendimde şaşırdım.
Belçikalı muhatabım, üzerine vazife imiş gibi;
-“Bir milyona yakın askeri gücünüz var. Silahlanmaya yıllık beş milyar dolara yakın para harcıyorsunuz. Yanlış anlama ama, buradan (Brüksel’den) bakınca, yaptıklarınız Hitler’in 1930’lu yıllarda yaptıklarına benziyor. Neden bu kadar büyük ve güçlü bir Silahlı Kuvvetleriniz var?” diye sordu.
Tabii dün muhatabım olan Belçikalının sorduğunu, bugün ülkemizde sormayan kalmadı ama, yine de herkesin ortasında, uluslar arası bir ortamda bu soruya mantıklı bir yanıt vermek gerekiyordu;
- “Değerli meslektaşım. Sorunuza anlaşılır bir yanıt verebilmek için yardımınıza ihtiyacım var. Bana yardımcı olur musunuz?”
Çalışma grubumuzun çalıştığı salon, NATO Askeri Komite toplantılarının haftalık olağan toplantı salonu idi. Diğer ülke temsilcileri, kendi aralarında konuşurlarken, bize dikkat kesildiler.
- “Tabii, neden olmasın?”
- “Belçika’da konuşlu ABD ve NATO silahlı gücünü saymaz isek, Belçika Silahlı Kuvvetlerinin bugünkü mevcudu kabaca nedir?”
- “Detayını NATO dokümanlarında bulabileceğiniz gibi yüz seksen binin biraz üzerinde.”
- “Pekiyi, Belçika’ya tehdit potansiyeli oluşturan devlet ve bölgelere, Brüksel’in mesafesi nedir?”
Sevgili meslektaşım konuşmanın nereye gideceğini anlamaya çalışarak ve duraklayarak yanıt verdi;
- “Hepsini ayrı, ayrı ifade etmeye gerek yok ise, 3000-4000 kilometre diyebiliriz…”
- “Teşekkür ederim, arkadaşım. Türkiye’ye tehdit potansiyeli olan devlet ve bölgelerin tam ortasında ve komşu olduğumuzun, bu noktada altını çiziyorum. Şimdi, durum şu; siz, düşmanınızdan 3000-4000 kilometre uzakta, arada NATO’nun diğer ülkeleri ve önemli bir NATO askeri varlığı var iken, 180 bin kişilik modern bir orduya sahip olmayı haklı göreceksiniz. Bizler tehditlerle doğrudan muhatap, bilemediniz en uzak 300-400 kilometre mesafede, çoğunlukla da NATO’nun kabul ettiği tehditlerle burun buruna yaşayacağız, rakamları abartarak 650 bin kişilik bir askeri varlığı çok göreceksiniz.”
Tabii, konunun anlaşılmayacak bir yönü yoktu. Anlaşılmıştı. Sorulan sorunun arkasındaki düşünceye de bir yanıt gerekiyordu;
- “Yani, bu Belçikalıların, on kere daha korkak oldukları, ya da matematik bilmedikleri olarak mı anlaşılmalı?”
Toplantıyı yöneten başkan, ses tonumdan ürkmüş olmalı ki, toplantıya ara verdi.
Bu tartışma, çalışma ofislerimizin yakınlığı nedeniyle, tüm gün sürdü.
Bu düşüncelerden, Büyükelçi’nin, en kıdemsiz meslek memurundan başlayarak hesap sormaya başlaması ile sıyrıldım.
- “Senden Fransız Büyükelçisi şikayetçi, sen ABD Büyükelçilik mensuplarına ağzına geleni söylemişsin. Sen Belçika Askeri Temsilcisine…”
Bugün onurla bitirdiği meslek yaşamına, seçkin bir siyasetçi olarak devam eden Büyükelçimiz, durdu, gülümsedi;
- “Arkadaşlar, bu şikayetlerden onur duydum. Sizlerle gurur duydum. Gerçekten seçkin, seçilmiş insanlarsınız.”
Suçluluğun yerini, şimdi, hepimizde şaşkınlık aldı.
- “Yani, bir başka ülkenin Büyükelçisi bana dese ki; ‘sizin ekipten çok memnunum.’ Ben, arkadaşlarım ‘hangi ulusal çıkarımızı feda ettiler’ diye düşünürdüm. Sizden bu kadar çok şikayet var ise, bu konularda haklı olduğunuza eminim, sizler ulusumuzun çıkarları için mücadele ediyorsunuz demektir! Hepinizi alınlarınızdan öpüyorum. Toplantı bitmiştir…”
Bir siyasetçi çıkıp da, “falan ülkenin feşmekan devlet yetkilisi, beni takdir ediyor, siz etmiyorsunuz” dediğinde, saygıdeğer Büyükelçi’mizi hatırlamadan edemedim.
Türk insanının hak ve çıkarlarına gelince uysal kedi olanların, başkalarının davalarında mücahit olmalarını anlamakta hep güçlük çekmişimdir. Ulusal çıkarı geliştirmek bir yana mevcut olanı koruyacak, savunacak “ulusal şuur” olmalıdır, ama nerededir?
Kıbrıs’ta, Karabağ’da, Kafkaslar’da, Balkanlar’da Türklüğün haklı davalarında sıfır sorun görenlerin, “monşer” diye küçümsedikleri görevdeki, emekli olmuş, şehit diplomatlarımızdan alacakları derin ve sonsuz “ulusal şuur” dersleri vardır.
Son söz bir ozana ait;
“Kralların taçları beni bağlar büğü mü?
Orduları açamaz, gönlümdeki düğümü
Saraylarda süremem, dağlarda sürdüğümü
Bin cihana değişmem, şu öksüz Türklüğümü…”
(Alıntı)
 

» Yorumlar Tüm Yorumlar


Yorum Ekle

Yazarla, yorumunuzu paylaşın !


» Diğer Yazıları
Güncel Anket bulunamadı.
DÖVİZ KURLARI
Flash Player Yüklü Değil !
Kırşehir Çiğdem Gazetesi
ARŞİV | KÜNYE | RSS
© Haber ve ilgili materyaller izinsiz ve kaynak gösterilemeden yayınlanamaz 2007 - 2012 Tüm hakları saklıdır. 
habersitesial.com,haber sistemi,haber sitesi, haber sitesi al, sitekur,habesitesial, habersistemi,haber sitesi tasarımı,haber sitesi kurmak,haber sitesi template,profesyonel haber sitesi, haber siteleri, habersitesi, haber sitesi kur, haber scripti,haber sitesi yazılımı