İŞTE bir Ramazan ayını daha geride bırakıp yeni bir bayram yaşayacağız.
Bayramda insanı bir “tatil telaş” alıyor; istiyorsun ki hem ailenle ol, eski bayramları yaşa, hem de biraz nefes al, 1-2 gün de olsa dinlen.
Her bayramda olduğu gibi, bu bayramda da karamsarlıkları, umutsuzlukları bir kenara bırakarak, geleceğe güvenle bakan, huzurlu ve mutlu bir şekilde yaşamak istiyoruz.
Ama insanız, yaşıyoruz, görüyoruz ve bazen geleceğimizden karamsarlık duyuyoruz.
Bazen Kırşehir’imizde gördüğümüz bir olumsuzluğa tepki gösteriyor, bu işte sorumlu olanları uyarıyoruz.
Bazen ülkemiz adına duyduğumuz bir endişe karşısında ülke yönetiminde söz sahibi olan siyasileri eleştiriyoruz.
Biz istemez miyiz, sorunsuz bir şehirde yaşamak, insanların mutlu, geleceğine güvenle baktıkları bir ülkede bir yaşam sürmek.
Biz istemez miyiz ülkemizin her alandaki standartlarını yükselterek, dünyada daha saygın bir devlet ve müreffeh bir toplum durumuna gelmesini…
Ama bir türlü istediklerimiz olmuyor nedense…
İşte bir Ramazan ayını daha geride bırakıyoruz. İki gün sonra bayramı kutlamaya başlayacağız.
Başlayacağız ama gerçekten o eski bayramlar gibi mi?
Maalesef hayır diyeceğim.
Çünkü insanlar mutsuz, geleceğinden umutsuz.
Aldığı üç kuruş maaşla geçinmenin hesabını yapan bir insandan nasıl mutlu bir bayram geçirmesini isteyebilirsiniz.
Çocuğuna bayramlık bir şey alamamanın burukluğunu yaşayan bir annenin, babanın ruh halini düşünebilir misiniz?
Bu nedenle nerede o eski bayramlar diye kendi kendimize söylenmiyor da değiliz.
Büyükşehirler tüm bitmiş, onlar bayramı tatil olarak görüyor, sahil kentlerine kaçıyorlar.
Bunların çok azı anne ve babasının elini öpmek için geliyor memleketlerine….
Oysa çocukluğumuzda yaşadığımız bayram sabahlarını hatırlıyorum.
Her bayram sabahı kalktığımızda önce abdestimizi alır sonra Bayram namazı için caminin yolunu tutardık.
Ardından eve gelir ailece bayram kahvaltımızı iştahla yapardık, ondan sonra aldığımız kıyafetleri de giyer bayrama tamamen hazır hale gelirdik.
Her evde önümüze tatlı koyup zorla yedirmeye çalışırlardı şimdi öyle mi? Gerçi şimdi o kadar zorlayan da yok, zorlasalar da belli bir yaştan sonra zaten yiyemiyorsunuz ya…
Ah ah… Gel de özleme o günleri, hangisini yapabiliyoruz ki şimdi?
Şimdi çoğu insan bayramın olduğundan bile habersiz…
Herkes bir dünya telaşı içinde oradan oraya koşturup duruyor.
Kimisi geçim derdinde, kimisi seçim derdinde…
Seçim dedim de malumunuz bayramın hemen ardından, yani Pazar günü 12 Eylül’de sandığa giderek evet veya hayır diyeceğiz.
Anayasa değişikliği için yapılacak bu referandum inanın ki bayramdan daha da önemli.
Bu ülkeyi idare edenler Ramazan ayını da çok iyi değerlendirerek insanların inançlarını sömürdüler, iftar sofralarına çağırarak devletin imkânlarını kullanarak onları yedirdiler, içirdiler, “evet” oyu kullanmalarını istediler.
Hatta o kadar da abarttılar ki Ankara’da 70 binden fazla insanı bir iftar yemeğinde bir araya getirdiler. Hazırladıkları ve üzerinde “evet” yazan yemek paketlerini dağıttılar. Onların gönüllerini fethettiler ve “evet” oylarını şimdiden almanın huzuruyla bir iftarı geride bıraktılar.
Seçimden seçime hatırlanan, oyları uğruna kapısına Ağustos sıcağında kömür torbaları, gıda poşetleri bırakılan gariban seçmen oyunu kimden yana verir hiç düşündünüz mü? Düşünmeye hiç gerek var mı?
Hiçbir Ramazan hatırlanmayan, yüzüne bakılmayan seçmen kıymete bindi.
Siyasetçiler onların her türlü istek ve şikâyetlerini dinleyip, çözecekmiş gibi yapıyorlar, yapacaklar. Yedirilecekler, içirilecekler, giydirilecekler, hatta oylarını kullandırmak için sandık başlarına arabayla götürülüp getirilecekler!
Böyle bir seçmen olmayı kim istemez ki?
Neyse yeniden yazımızın konusuna dönersek, bayram vesilesiyle, herkesin birbirini sevmesinin ve anlamasının, değerlerine saygı göstermesinin önemini bir kez daha vurgulamakta yarar görüyorum.
Ülkemize sahip çıkmak, en önemli sorumluluğumuzdur. Türkiye'nin geleceği için her şeye duyarlılık göstermeliyiz. Bananecilik yerine duyarlılık göstermeliyiz.
Türk milleti emeği, fedakârlığı ve azmiyle, onurlu hayatını, ortak değerlerini sonsuza kadar taşıyacak ruh ve gönül zenginliğe sahip bir millettir.
Bayramlarda yoğunlukla yaşanan dayanışma, yardımlaşma, paylaşma, birlik ve beraberlik duyguları yüce milletimizin en büyük hasletlerindendir.
Bayramlar esasen, toplumsal barışı güçlendiren, insanların kaynaşması ve kucaklaşması ve diğer insanları sevindirmesi için vesile teşkil eden müstesna günlerdir. Bununla birlikte bayramlar, sosyal dayanışmayı artıran bir geleneğe de sahiptir.
Vatandaşlarımızın bayram günlerinin ruhuna uygun şekilde hareket ederek, yardımlaşma ve dayanışma duygularını bir gönül seferberliğine dönüştüreceklerine inancımız tamdır.
Bayramlarda, artan tatil süresinin de etkisiyle trafikte büyük bir yoğunluk yaşandığı malumdur. Bazen küçük bir dikkatsizlik sonucu meydana gelen trafik kazalarının aile ve toplum hayatında yarattığı yıkımı hepimiz yakından görüyor ve yaşıyoruz.
Bayram sevincinin acıya dönüşmemesi için herkesi, trafik kurallarına uymaya, daha dikkatli davranmaya ve üzerine düşen sorumlulukları yerine getirmeye çağırıyor ve herkese ailesi, sevdikleriyle mutlu bayramlar diliyorum.
Bu duygu ve düşüncelerle tüm vatandaşlarımızın Ramazan Bayramlarını sevinç içinde, hoşgörü ve barış ortamı içinde kutlamasını diliyorum.