Düğün mevsimi başladı ya.
Özellikle hafta sonları şehrin dört bir yanında davul-zurna sesleri eksik olmuyor.
Davetliler de ne yapacağını şaşırmış durumda.
Bazen günde 8-10 düğüne yetişmek için kan-ter içinde kalıyorlar.
Tabi bunlar neyse de her gidilen düğün de para demek, altın demek!..
İşte geçenlerde Ankara Caddesi'nde iki arkadaş karşılamış.
Hemen biri diğerini yakasına yapışıvermiş.
"Ulan geçen yıl sen düğün yaptın, ben senin düğününe gittim mi? Gittim. Çeyrek altın taktım mı? Taktım. Peki geçen hafta ben düğün yaptım, sana davetiye verdim. Sen niye gelmedin benim düğüne?"
Karşıdaki ne yapsın, suçlu suçlu önüne bakmış.
"Haklısın, anam hastaydı, biçer tarlaya girdiydi" falan derken.
Düğün sahibi "Ben anlamam arkadaş. Geçen sene senin düğününde taktığım çeyrek altını geri vereceksin" diye sert bir şekilde ikaz etmiş.
Arkadaşı ne yapsın, beraber gitmişler bir kuyumcuya, çeyrek altını alıp arkadaşına vermiş de yakasını kurtarabilmiş!..
Görüyor musunuz dostlar, düğün yaparsın bir dert, düğün olur gidemezsin ayrı bir dert!..
Zaten de düğünler düğün olmaktan çıkmış, parsa toplama yerleri haline dönüşmüş!..