Hikaye bu ya!
Gölün bir tarafından yaşlı bir kurbağa, diğer tarafından genç bir kurbağa suya atlamışlar. Orta noktada buluşup laflamaya başlamışlar.
Genç kurbağa yaşlı kurbağaya ardı ardına sorularını sormaya başlamış.
“Sizin partide ne var, ne yok! Yeni genel başkanınız nasıl? Eskisi niye böyle gitti? Partinizde rüzgar var mı? Açılımlar konusunda yeni genel başkanınız ne diyor. Bizi iktidarda düşürmeye kararlı mı? ”
Yaşlı kurbağa başlamış anlatmaya..
“Ne olsun genç kardeşim. Bizim partiye yeni bir genel başkan geldi. Her gün bir tarafı dolaşıyor. Kah orda, kah burada. Bir türlü ele geçmiyor. Kurbağa milleti de arkasına düştü. Ne kadar küskün, dargın, kırgın varsa gak gak yeni genel başkanın arkasında geziyorlar. İyi olacak inşallah! Bu defa eskisinden kurtulduk, bizim kurbağalar umutlu!.. İktidara yüzüyoruz. Genel başkanımız sizinki gibi siperde çömelmiyor. Bizim genel başkanımız dimdik ayakta duruyor. Sizin açılım da ‘Kurbağa Yüksek Mahkemesi’ne takılacak. Zaten kurbağalar arasında referandum yapsanız kesin hayır çıkar. Biz tecrübemizle konuşuyoruz. Biz bu deriyi değirmenden yeşillendirmedik. Ömrümüz zaten böyle vakvakla geçti…”
Yaşlı kurbağa yaklaşık dört saat hiç durmadan konuşmuş. Sonra genç kurbağayı gölün ortasında bırakıp gidiyormuş ki, genç kurbağa sormuş:
“Dur nereye gidiyorsun, daha sorularım bitmedi”
Yaşlı kurbağa “Bizim partide alavere dalavere bitmez. Daha konuşacağım çok şey var ama, ağzıma su kaçıyor” diye yanıt vermiş.
İşte kurbağa aleminde particilik böyle bir şey.
Ağızlarına su dolması, konuşacak çok şeyleri var!..