![]() |
![]() |
![]() |
![]() |
![]() |
![]() |
![]() |
![]() |
ATATÜRK’ÜN gerek diplomasi, gerekse sosyal alanda başarılı olmasını sağlayan en önemli etken üstün liderlik vasıflarına sahip olmasıdır.
Önce sizlere İngiliz Binbaşı Salter'i Mustafa Kemal'e hayran bırakan Mustafa Kemal'in liderlik vasıflarından bazılarını sırala-yacağım:
1. Bilgi ve tecrübe sahibi olma
2. Bilgi toplama yeteneği
3. Bilgilendirme alışkanlığı
4. Kendini bilme
5. Cesur olma
6. Dayanıklı olma
7. Soyut düşünebilme yeteneği
8. Güvenilir olma
9. Kendine güvenme
10. Hazırlıklı olma
11. İkna etme yeteneği
12. İnsiyatif kullanma
13. Kamuoyu oluşturma yeteneği
14. Konuşma ve yazma yeteneği
15. Prensip sahibi olma
Bir liderde olması gereken tüm özellikleri Mustafa Kemal kendinde toplamıştır.
Bugün bile yapılan uluslar arası son araştır-malarda Atatürk birinci lider olarak karşımıza çıkmaktadır.
Her ne kadar bize Mustafa Kemal'i ve Kurtuluş Savaşı destanını unutturmaya çalışan belli zihniyetler olsa da bizler Kurtuluş Savaşı destanını yazan Mustafa Kemal'i silâh arkadaş-larını ve Mehmetçiklerimizi asla unutmayacağız-unutturmayacağız.
Camilerde kubbeleri tek bir kilit taşı tutar. Bu taşı çekerseniz, ona yaslanmakta olan diğer taşlar gümbür gümbür çöker. Mustafa Kemal bu Cumhuriyet'in kilitidir. Çünkü Türkiye Cumhuriyeti Devleti O'nun liderliğinde kurulmuştur.
Mustafa Kemal'i yeniden okumamız ve anlamamız gerektiğine inandığım şu günlerde…
Sizlere Rahmi Turan tarafından yayınlanan “Atatürk ve İngiliz Binbaşı Salter” adlı anıyı Binbaşı Salter'in kendi ağzından aktarıyorum:
“1919 yılında Piyade Binbaşı Salter olarak Samsun'daki İngiliz İşgal Tabur Komutanı idim. 18 Mayıs 1919 günü İstanbul'daki İngiliz İşgal Kuvvetleri Komutanlığı'ndan şifreli bir telsiz telgrafı aldım. Bu telgraf, '16 Mayıs 1919 günü, Mustafa Kemal adında bir Türk generalinin, Bandırma Vapuru ile İstanbul'dan ayrıldığını, eğer Samsun'a inecek olursa tutuklanarak İstanbul'a gönderilmesini' istemekte idi.
Gerekli emirleri verdikten sonra Samsun'a indim. Şehir her zamankinden daha kalabalıktı. Bu kalabalık pazar kalabalığından farklı görünüyordu. Siyah çizmeli, külot pantolonlu ve siyah kalpaklı, sert bakışlı kimselerin çokluğu dikkatimi çekti. Sonradan bunların Türk subayları olduğunu öğrendim. Durum çok nazikti. Dört gün önce Yunanlılar İzmir'i işgal etmişler, Türkler buna çok sert bir tepki göstermişlerdi. Rum tercümanım çok korkuyordu. Bütün gece hiç uyuyamadım.”
* * *
“19 Mayıs günü sabah erkenden iskeleye gittim. Sabah namazından çıkan herkes sahile inmişti. Kurtarıcılarını bekliyorlardı. Askerlerimle çevreyi kordon altına aldım.
Denizde, batı tarafında bir duman göründü. Sahildeki kalabalık heyecanlıydı. Bir de baktım ki, her askerimin arkasında siyah çizmeli, kara kalpaklı bir Türk subayı duruyor. Hepsinin silahlı olduğu muhakkak.
Vapur iyice göründü. Görevimi iskele üzerinde yapamayacağımı düşünerek motoruma atlayıp vapura doğru hareket ettim. Mustafa Kemal Paşa'yı orada tutuklayacaktım.
Vapura ilk varan benim motorum oldu. Beraberimde getirdiğim iki erimi motorda bırakarak, tercümanımla birlikte vapurun iskelesine tırmandım. Güvertede beni selamlayan iki tayfaya: 'Vapurdaki generali görmek istiyorum' dedim.
Bir tanesi önümüze düşerek bizi salonun kapısına kadar götürdü. Kapıdaki görevli, durumu içeriye bildirdi ve geriye dönüp bizi salona aldı... Herkes ayakta idi...”
* * *
“Ortada, mavi gözlü, sert bakışlı kişi ile göz göze gelince ne söyleyeceğimi şaşırdım. Sert bir asker selamı verirken ağzımdan şu sözler döküldü: 'Taburum emrinizdedir!'
Bunu nasıl söylemiştim? Daha önce hiç böyle bir şeyi aklımdan bile geçirmemiştim. Rum tercümanım şaşırdı, bir an durakladı. Ben kendisine dönüp bakınca hemen toparlandı ve Türkçe olarak generale iletti.
Mustafa Kemal Paşa'nın yüzünde hafif bir tebessüm belirdi, teşekkür etti ve beni de yanına alarak dışarıya çıktı.
Sanıyorum, bakışlarından etkilenip bir anda teslim olma kararı vermiştim.
Gözlerinin, inanılmaz bir etkileyici gücü vardı.
Öteki sandallar da vapura ulaşmışlar, çevreyi doldurmuşlardı.
Mustafa Kemal Paşa, gemiye çıkan birkaç kişiyle tokalaştıktan sonra, vapurdan benim motorumla ayrıldık.
İskeleye vardığımızda muavinime, taburu safta toplayıp silah çattırmasını ve hepsinin Türk makamlarına teslim olmasını emrettim. Biraz durakladı, sonra asker selamı verip ayrıldı ve emrimi aynen yerine getirdi. Taburu o siyah çizmeli, kara kalpaklı kişiler teslim almıştı...
Bu yüzden, İngiltere'ye dönünce askeri mahkemede yargılandım. 'Bir İngiliz subayı, nasıl olur da bir Türk generalin emrine girer? Bu vatan hainliğidir!' diyorlardı.”
Bir dahaki yazımda Mustafa Kemal'e teslim olan İngiliz subayın askeri mahkemedeki muhteşem savunmasını sizlerle paylaşacağım.
| » Yorumlar | Tüm Yorumlar |