Günlük hayatta kontrolsüz bir şekilde kullanımı yaygınlaşan yapay ve kimyasal tatlandırıcıların kullanımı artık uzmanlarca tavsiye edilmezken, tatlandırıcı kullanımı son 8 yılda hem Türkiye'de, hem dünyada yaklaşık 13 kat arttı.
Uzmanlar, şekerden yüzlerce kat daha tatlı olan alternatif tatlandırıcıların kansere neden olduğunu belirterek, özellikle kilolu ve şeker hastalarının dikkat etmeleri gerektiği konusunda uyarılarda bulunurken, Ahi Evran Üniversitesi Eğitim ve Araştırma Hastanesi Başhekim Yardımcısı Op. Dr. Mehmet Yetkiner de, tatlandırıcı kullanımını önermediklerini açıkladı.
Ahi Evran Üniversitesi Eğitim ve Araştırma Hastanesi Başhekim Yardımcısı Op. Dr. Mehmet Yetkiner, tatlandırıcı kullanımının yanı sıra diyet ürünlerin kullanımını da önermediklerini belirterek, "Biz eskiden özellikle şeker hastalarında ve obeziteyle mücadele için tatlandırıcıları önermekteydik. Ancak son yıllarda yapılan bilimsel çalışmalarda tatlandırıcılarla zenginleştirilmiş besinlerin de vücutta depolandığı, tatlandırıcı kullanılmadığında bile doğal şekerlerdeki kadar kalori artışına sebep olmasa bile depolanma yoluyla kilo artışına yol açtığı ve de birtakım hastalıkları da beraberinde getirdiğini öğrenmekteyiz. Onun için son yıllarda artan diyet kolalar, diyet tatlılar veya diyet ürünler, hepsinin de vücutta diyet olmayanlar kadar biriktiğini çalışmalardan anlamaktayız. Onun için günümüzdeki modern konsept kabul edilen görüş tatlandırıcıların da en az doğalları kadar vücutta biriktiği için kullanımdan kaçınmanın zorunlu olduğu ayrıca tatlandırıcıların doğal olmadığı için vücuda birtakım yan etkilerin olduğu çok fazla alındığı zaman birtakım hayvan deneylerinde kanserlere yol açtığı da görülmekte. Bunun için günümüzdeki modern konsept tatlandırıcılardan kaçınma, diyet ürünlerde mümkün olduğu kadar az almak şeklinde özetlenebilir" dedi.
"FAZLA ŞEKER YÜKLEMESİNE DİKKAT"
Açıklamasında vücuda fazla şeker yüklenmesine de dikkat edilmesi gerektiğini belirten Yetkiner, fazla şeker yüklemenin şişmanlık kalp-damar hastalığına yol açacağını vurgulayarak, "Eskiden çok şeker yiyen şeker hastası olur mu diye bir anlayış vardı. Şeker hastalığında özellikle genetik faktörler ve şişmanlık çok önemli. TİP 1'de özellikle genetik faktörler, TİP 2'de de şişmanlık önemli. Ama çok şeker yemenin sonuçta obeziteye yol açacağı, vücutta her fazla alınan kalorinin yağ şeklinde depolanıp insulin direnci oluşturacağı hesap edilince en başta şeker hastalığı olmak üzere şeker yüklemenin fazla kaloriyle birlikte şişmanlığı da doğar. Bunun da birtakım damar hastalıklarına yol açıp tıkayıcı birtakım lezyonlara yol açacağı da düşünülünce hem şeker yüklemenin, hem de diyet ürünlerin, suni tatlandırıcıların etkileri göz önünde bulundurulduğunda ikisinin de fazlasının zararlı olduğudur. Ayrıca kimyasal madde olarak vücutta birikip birtakım hastalıklara yol açtığı düşünüldüğünde daha da zararlı olduğunu söyleyebiliriz" diye konuştu.
“SAĞLIĞIMIZIN ÖNEMİNİ BİLELİM"
Sağlığın önemli olduğunu, ancak toplum olarak değerini yetirince anladığımıza dikkat çekerek, doğal ve mevsiminde olan ürün ve besinlerin tüketilmesini önererek, toplum olarak egzersiz kültürünü geliştirmemiz gerektiğini belirten Yetkiner, sözlerini şöyle tamamladı:
"Sağlık kaybedildiği zaman değeri anlaşılan bir lütuf diyelim. Sağlıklı olmak çok önemli. Gençken belli bir döneme kadar sağlığın önemini anlamıyoruz. Belli bir yaşın üzerinde hastalıklar kendini göstermeye başlayınca sağlığın ne kadar önemli olduğunu anlıyoruz. Fakat bu seferde geç kalmış oluyoruz.
"Son yıllarda özellikle genetiği değiştirilmiş gıdalar, tatlandırıcılar, fazla beslenme, fast-food yiyecekler hep bizim için risk faktörleri olarak algılanmakta. Kesinlikle diyet ürünlerden kaçınılmalı. Bunun yanı sıra mevsiminde yenmeyen besinlerin mutlaka sıkıntı yaratabileceğini düşünmeliyiz. Çünkü bunlarda genellikle genetik birtakım oyunların olduğunu gözlemleyebiliriz. Fast-food ürünlerin doğrudan doğruya bağımlılık ve sonrasında da obezite gibi pek çok hastalığı tetiklediğini görmekteyiz ki kalp hastalıklarından ölüm dünyada ilk sırayı almakta. Ama maalesef bu ürünlerle birlikte kanser oranlarında da çok büyük yükselmeler olmakta.
“Bunlar belki direkt kansere yol açmasa da obeziteye yol açıp önder olarak birtakım kanserleri tetikleyebilmekte. Bu nedenle vatandaşlarımızın sağlığını kaybetmeden bir daha düşünmeleri gerekir. Doğal olan, mevsiminde olan bunun yanı sıra fazla olmamak şartıyla bitkisel ağırlıklı beslenmenin daha faydalı olduğunu görmekteyiz. Ama onun yanı sıra biz maalesef egzersiz kültürünü kaybetmekteyiz. Masa başına gömülüp daha küçücük çocukların bile bilgisayar başlarında hiç hareket etmeden oturduğunu görüyoruz. Hatta haftada belki 1-2 gün görülen ve vücuda zindelik kazanıp, sağlık kazandıracak beden eğitimi derslerinden bile kaçındıklarını görmekteyiz. Çok büyük bir risk faktörü egzersizden kaçmak.
"En az beslenme alışkanlıklarında dikkat etmeleri gereken hususlar kadar egzersiz hususunu da vurgulamak istiyorum. Egzersiz kanser ve kalp hastalıklarını yüzde 50 oranında tek başına azaltabilecek ve kişinin daha uzun yaşamasını sağlayacak en önemli aktivite. Onun için özellikle çok ağır egzersiz önermiyoruz, ama gençlerin haftada en az 5 gün birer saat yürümelerini, futbol, basketbol, jimnastik gibi çeşitli spor dallarıyla taçlandırmalarını önermekteyiz. Eğer böyle olursa eminim ki yeni nesil sadece sağlığına kavuşmayacak, aynı zamanda da daha iyi düşünen, daha dinamik, görüşlerini ortaya sunabilen, kendine güvenen, cesur insanlar yetiştirebileceğiz.”