Türkiye Ziraat Odaları Birliği’nin 27 ilden sorumlu Yönetim Kurulu üyesi ve Çorum Ziraat Odası Başkanı Selahattin Biçer,bugün şehrimize gelerek Kırşehir Ziraat Odası Başkanı Yusuf Ünlü ve yönetim kurulu üyeleriyle görüştü.
Kırşehir Ziraat Odası Başkanı açılışta yaptığı konuşmada Kırşehir’deki çiftçilerin dolu, sel ve kuraklık dolayısıyla 33 milyon lira zarar ettiğini, ürün rekoltesinin bir çok bölgede düştüğünü belirterek “Kırşehir, geçiminin büyük ölçüde tarımla sağlayan bir ilimizdir. Son yıllarda ne yazık ki, afetlerden dolayı zarar ediyor, emeğinin karşılığını alamıyor. Ayrıca hükümetin belirlediği taban fiyatlar da düşük kaldığı için tarlasını ekemeyecek duruma geldi. Hükümetten borç içinde kıvranan çiftçilerimizin borçlarını yeniden yapılandırarak üretime katkıda bulunmalarını istiyoruz. Yoksa çiftçimizin tarlasını ekecek ne gücü kaldı, ne de tahammülü” dedi.
Ardından söz alan Bölge Sorumlusu Selahattin Biçer ise dolu, don, kuraklık gibi afetlerden büyük zarar gören çiftçilerin tüm çiftçilerin borçlarının yeniden yapılandırılmasını tekrarlarken “Nüfusumuzun yüzde 25’ini oluşturan çiftçi ve köylü kesiminin sıkıntıları günden güne artıyor. Daha düne kadar Türkiye’nin tarım ülkesi olduğunu ve kendi kendine yeten ülkelerden birisi olduğu söyleniyordu. Ama artık bu söylemlerden uzaklaşıldı. 2007 yılında kuraklık nedeniyle üretimde önemli oranda azalma oldu. 2008 yılında Kırşehir’in de aralarında bulunduğu bu bölgede yine kuraklık yaşandı. Üretim bir miktar artsa da normal seviyesine dahi ulaşamadı. Üstelik maliyetler ve girdi fiyatları çok arttı. Bu koşullarda yetersiz olan destekler artırılmadı, aksine kesildi. 2001 yılında 16.50 TL olan doğrudan gelir desteği 2009’da 7.25’e düştü. Kriz ortamına, tarımda bu şekilde girildi ve yaşanan bu sürecin etkisiyle çiftçilerimiz borçlarını ödeyemez hale geldi. Uygulanan tarım politikaları sonucu çiftçilerimiz bugün kendi tarlasında maraba durumuna düşürülmüş ve karnını doyuramaz hale getirilmiştir. Ziraat Bankası çiftçi kredilerinde çiftçilerimizden memur kefil ve şehirden ipotek istemektedir. Diğer bankalar da Ziraat Bankası’na uyarak memur kefil istemeye başlamıştır. Bu durum çiftçilerimizi mağdur etmiş ve özel bankalardan üç-dört kat yüksek faizle kredi çekme zorunda bırakılmıştır. Borcunu ödemek için çare arayan çiftçi ne yazık ki birilerine el açıyor, tefecinin eline düşürülüyor” diye konuştu.
Selahattin Biçer, 2002 yılında kilogramı 0.28 TL olan buğday taban fiyatının yüzde 60 artarak 0.45’e çıkartılırken, ekmeğin aynı dönemde 0.15 TL’den yüzde 300 artışla 0.60 TL’ye yükseltildiğini, aynı dönemlerde gübrenin yüzde 249, mazotun yüzde 150, sütün yüzde 113, suyun yüzde 233, etin yüzde 163, tohumluk buğdayın yüzde 104, besi yeminin yüzde 200, bir bardak çayın yüzde 166, traktör fiyatının yüzde 100 arttığını kaydetti.
Devlet Bakanı Zafer Çağlayan’ın bir konuşmasında “Hiç kimsenin Türk halkına, 70 milyon insana dünyanın en pahalı etini yedirme hakkı gibi bir hakkı yoktur” dediğini hatırlatan Selahattin Biçer, “Sayın Bakan’ı bu çıkışından dolayı tebrik ediyorum. Fakat aynı çıkışları biz çiftçiler için de yapmasını bekliyoruz. Sayın Bakan’ın dediği gibi sadece dünyanın en pahalı etini değil, en pahalı akaryakıtını, en pahalı LPG’yi ve dünyanın en pahalı otomobil ve konut vergisini ödüyoruz. Sayın Bakan bunları da dile getirse memnun oluruz. Tarımsal sulamada 2003 yılından bu yana yüzde 134 düşüş gözlenmiştir, elektriğe gelen zamlar nedeniyle çiftçilerim bu nedenlerden alternatif ürüne yönelememiştir. Çiftçi Kayıt Sistemi’nden ve devlet desteklerinden miras hukukundan dolayı ve intikal işlemlerini gerçekleştiremedikleri için çiftçilerimizin yaklaşık yüzde 35’i bu desteklerden yararlanamamaktadır” dedi.
“Her çiftçiden dördü borçlu, biri hapis cezalı, üçü ise icralık, biri de borçsuz durumda” diyen Biçer, şöyle devam etti:
“Son yıllarda Türkiye’deki çiftçi sayısı yüzde 35’lerden yüzde 24’lere geriledi. 1980’li yıllarda Türkiye nüfusu altmış milyon iken tüm hayvan sayısı 50 milyondu. 2009 yılında Türkiye nüfusu 70 milyon iken, hayvan sayısı 25 milyona geriledi. Bu da hayvancılığın Türkiye’de bitme noktasına geldiğini göstermektedir. 1998 yılında 35 kilogram buğdaya bir çuval gübre alınırken, 2009 yılının 5. Ayında 88 kilogram buğdaya bir çuval gübre, 2009’un 2. Ayında 57 kilogram buğdaya bir çuval gübre alınır duruma gelinmiştir. 1998 yılında 3 kilogram buğdaya 1 litre mazot alınırken, 2009 yılında 6.6 kilogram buğdaya 1 litre mazot alınıyor. Tüm bunlar ekonomik anlamda çiftçinin ne kadar zor durumda olduğunu göstermektedir. Hükümetin bu konuda artık bir şeyler yapmasını ve çiftçinin mağduriyetini gidermesini istiyoruz.”